<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onuncu Kent &#124; Hüseyin ŞİMŞEK &#124; &#187; Cafer ESEN</title>
	<atom:link href="http://www.onuncukent.com/yazilar/yazarlar/cafer-esen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onuncukent.com</link>
	<description>Sorgusuz bir hayat sürdürdüğümüz sürece karanlığa mahkum kalırız &#124; Hüseyin ŞİMŞEK</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 17:18:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kayış Atmak</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/kayis-atmak/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/kayis-atmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 16:02:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5746</guid>
		<description><![CDATA[         Anadolu köylerinde “Kayış Atmak” diye bir ifade biçimi vardır. Ağır yüklü kağnı arabalarının zor yolculuğunda; gerektiği zamanlarda, boyundurukta bulunan kayış; güçlü öküzden yana atılır. Böylelikle zayıf olan öküzün yükünün bir kısmı (kağnı hareket edebilsin diye)  güçlü olana aktarılır&#8230;          Yaşamın bütün alanların da böyle değil midir..? Örneğin evde kim çok çalışıyorsa (genelde anneler) iş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>         </strong>Anadolu köylerinde <strong>“Kayış Atmak”</strong> diye bir ifade biçimi vardır. Ağır yüklü kağnı arabalarının zor yolculuğunda; gerektiği zamanlarda, boyundurukta bulunan kayış; güçlü öküzden yana atılır. <strong>Böylelikle zayıf olan öküzün yükünün bir kısmı</strong> (kağnı hareket edebilsin diye)  <strong>güçlü olana aktarılır&#8230;</strong></p>
<p><strong>         </strong>Yaşamın bütün alanların da böyle değil midir..? Örneğin evde kim çok çalışıyorsa (genelde anneler) iş onun üzerinde kalır. Bu <strong>“yanlış”</strong> tutum zamanla kanıksanmaya, <strong>“doğru”</strong> gibi algılanmaya başlanır.</p>
<p>Geneli olmasa bile çoğunlukla evdeki bu durum işyerleri için de geçerlidir. Yanlış burada da kanıksanır; <strong>“çok çalışanın görevimiymiş, oturanın görevi değilmiş gibi algılanır” </strong> ve ne yazık ki öyle de uygulanır. Şefin, müdürün, amirin muhatabı çalışmayan (çalışır gibi yapan) değil hiç durmadan çalışandır. Göz önünde o vardır. İşlerin aksaması durumunda onun gözünün içine bakılır. Bu işin altında yatan neden ise; işlerin düzenli yürümesini istemekten başka bir şey değildir.</p>
<p><strong>Örgütlerde durum farklı değildir. Örgüt seçimlerinde</strong>; (Kongre ve Genel Kurullarda) <strong>nitelikli kadroları seçmek yerine; seçimi kazanabilme ve dengeleri koruyabilme konusu ön plana çıkarılmakta,</strong> olay böyle olunca da örgütteki işler, tüm kadrolara yayılmayıp birilerinin üzerine bırakılmaktadır&#8230;</p>
<p>Sporda da öyledir. Sahaya çıkan takımın tüm oyuncuları yeterli performansı göstermeyip, yeterli ölçüde efor harcamayınca, elemanların bir bölümünün yükünü diğer takım arkadaşları çeker. <strong>Fenerbahçe</strong>’ de <strong>Gökhan GÖNÜL </strong>örneğinde olduğu gibi&#8230;</p>
<p>Çıkar <strong>için “Pazar”</strong> arayan, bu konuda hiçbir kötülükten kaçınmayan kapitalistler ve emperyalistler, savaşlara zemin hazırlığı yaparken; hiçbir beklentisi olmayan barış gönüllüleri bu uğurda sürekli mücadele içerisinde olurlar&#8230;</p>
<p><strong>Bağnazlar, gericiler ve yobazlar değişime ve yenileşmeye karşı çıkarken; aydınlıktan yana olanların çağdaş ve uygar bir toplum arayışları hiç tükenmemiştir&#8230; Tükenmeyecektir de&#8230;</strong></p>
<p>Her türlü ırkçı, kafatasçı, faşist gibi her şeyi <strong>“tek”</strong> leştiren anlayışa karşı; özgürlük ve bağımsızlık uğruna canlarını feda etmekten bile çekinmeyen efsaneleşmiş kahramanlarla doludur, uzak ve yakın tarihimiz&#8230;</p>
<p><strong>“Kayış Atmak” </strong>dedik. Yani birinin yükünün bir kısmını ya da tamamını başkasının üzerine yıkmak anlamına gelen bu ifade birçok alanda çağrışım yaptırdı.</p>
<p><strong>Evde ilgisiz koca, tembel çocuklar ve cefakar, emektar anne. İşyerlerinde bir tarafta iyi niyetliler</strong> (ötekilerine göre enayiler) <strong>diğer yanda onlardan yararlanan asalaklar&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Örgütlerde bir yanda duyarlı, bilinçli ve özverili kadrolar, öte yanda sadece protokollerde, video kameralarında, resim karelerinde olanlar, yemeklerdekiler ve  kokteyldekiler&#8230;</p>
<p><strong>Spordakiler, sanattakiler, ulusal ve uluslar arası boyuttakiler. Savaş kışkırtıcılığına karşı barışı savunanlar. Irkçılığa, şovenizme ve faşizme karşı özgürlük be bağımsızlığı savunanlar&#8230;</strong></p>
<p>İşte böyle; birilerinin yükünü başka birileri taşıyor. Bu haksız ve anlamsız gerçek, giderek kanıksanıyor; <strong>“yanlış”</strong> süreç içerisinde <strong>“doğru”</strong> gibi algılanmaya başlıyor&#8230;</p>
<p><strong>Öyle kalıyor ve giderek unutuluyor&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong> </strong><strong>Cafer ESEN</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/kayis-atmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kara Sakallılar</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/kara-sakallilar/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/kara-sakallilar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5744</guid>
		<description><![CDATA[        Öyle bir an gelir ki; söylenecek sözün kalmadığı, yazılacak tümcenin olmadığı andır o an. Ya da şairin dediği gibi; “kelimelerin kifayetsiz kaldığı…” Tarih 2 Temmuz 1993. Yer Sivas. Gözü dönmüş yobazların saldırısı. Yitirilen 35 can, 35 insan, 35 yiğit, 35 aydın…          “Anadolum Sivas’ımdan sorarsan          Kara sakallılar yaktı sivas’ ı          Madımak otelini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>        </strong>Öyle bir an gelir ki; söylenecek sözün kalmadığı, yazılacak tümcenin olmadığı andır o an. Ya da şairin dediği gibi; <strong>“kelimelerin kifayetsiz kaldığı…”</strong></p>
<p>Tarih <strong>2 Temmuz 1993</strong>. Yer <strong>Sivas</strong>. Gözü dönmüş yobazların saldırısı. Yitirilen <strong>35</strong> can, <strong>35</strong> insan, <strong>35</strong> yiğit, <strong>35</strong> aydın…</p>
<p><strong>         “Anadolum Sivas’ımdan sorarsan</strong></p>
<p><strong>         </strong>Kara sakallılar yaktı sivas’ ı</p>
<p><strong>         Madımak otelini arar sorarsan</strong></p>
<p><strong>         </strong>Kara sakallılar yaktı sivas’ ı”</p>
<p><strong>         </strong>Tüm sorular yanıtsız kalmış. Şarkılar susmuş, türküler küsmüş, güneş utancından yüzünü dönmüş. Nasıl ifade edilir bilinmez ama, <strong>2 temmuz</strong> anlatılmaz ki arkadaş. <strong>Sivas</strong>’ <strong>ın utancı</strong>, <strong>insanlık ayıbı</strong> olan katliamdan on yıl sonra; <strong>2003</strong> yılının <strong>Mart </strong>ayında babamı yitirdik.</p>
<p>İlkokul aydınlığı bile görmemiş olmasına karşın kendi kuşağından daha önde biriydi. Şiirler yazıyordu. <strong>“Hamal Çocuk”</strong> adlı şiir kitabı çıkarmıştı. Bu yazıyı babamla birlikte yazayım istedim. Onun <strong>“Kara Sakallılar”</strong> adlı şiiri’ nin dörtlüklerini paragraf aralarında okuyacaksınız.</p>
<p><strong>         “Yüce Pir Sultanın kendi ilini</strong></p>
<p><strong>         </strong>Nesimi’ min, Hasreti’ min yolunu</p>
<p><strong>         Koparım yoldular taze gülünü</strong></p>
<p><strong>         </strong>Kara sakallılar yaktı sivas’ ı”</p>
<p>Madımak Sivas yöresine özgü bir bitkidir. Yemeği de yapılır. Adına türküler söylenir. Otelin adını <strong>“Madımak”</strong> koymuşlar. Madımağı da kirlettiler. Şimdi orası hala otel. Ve ne yazık ki hala orada işletilmekte olan bir et lokantası var. <strong>İnsaf</strong>. Acımak yok, merhamet yok. İnsanlık yok. Utanmak arlanmak hiç yok. Katiller ve savunman politikacıları huzur içindedirler…</p>
<p><strong>         “Camiden çıktılar yola aktılar</strong></p>
<p><strong>         </strong>Kan döktüler kıblesine baktılar</p>
<p><strong>         Gayrı bunlar insanlıktan çıktılar</strong></p>
<p><strong>         </strong>Kara sakallılar yaktı sivas’ ı”</p>
<p><strong>         </strong><strong>“Hafik’ ten bu yana Banaz’ dan öte, Kızılırmak boylarında bir şehir”</strong> Doğmasam da büyüdüğüm kent Sivas. <strong>1967’</strong> den <strong>1990</strong>’ a değin. Az değil <strong>23</strong> yıl. Sivaslılar suçlandı, bizler utandık.  Ne var ki sevgili dostlar;  Sivaslıların tümünü suçlamak haksızlık olur. Gericilik, yobazlık, bağnazlık salt sivas’ a özgü değil. Her yerdeler. Dün <strong>Maraş</strong>’ taydılar, <strong>Çorum</strong>’ daydılar. Bakalım yarınlarda nerelerde olacaklar…</p>
<p><strong>         “Allah sedasıyla insanı yakmak</strong></p>
<p><strong>         </strong>Her türlü yobazdan reva mı korkmak</p>
<p><strong>         Tanrıya yardım mı insan öldürmek</strong></p>
<p><strong>         </strong>Kara sakallılar yaktı sivas’ ı”</p>
<p>Öyle bir an gelir ki; söylenecek sözün kalmadığı, yazılacak tümcenin olmadığı andır o an. Ya da şairin dediği gibi; <strong>“kelimelerin kifayetsiz kaldığı…”</strong></p>
<p>Tarih <strong>2 Temmuz 1993</strong>. Yer <strong>Sivas</strong>. Gözü dönmüş yobazların saldırısı. Yitirilen <strong>35</strong> can, <strong>35</strong> insan, <strong>35</strong> yiğit, <strong>35</strong> aydın…</p>
<p><strong>         “Der Esen’ i Pir Sultanlar tükenmez</strong></p>
<p><strong>         </strong>Yakılan canların kanları kalmaz</p>
<p><strong>         Bunu yapan yobaz insan olamaz</strong></p>
<p><strong>         </strong>Kara sakallılar yaktı sivas’ ı”</p>
<p><strong>2</strong> Temmuzları, <strong>Sivas’</strong> ları bir daha yaşamak istemiyorsak güçlerimizi, yüreklerimizi, öfkelerimizi birleştirmek zorundayız. Gelin bu yıl hep birlikte <strong>Sivas</strong>’ a gidelim.</p>
<p>Cafer ESEN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/kara-sakallilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haydar</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/haydar/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/haydar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:56:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5742</guid>
		<description><![CDATA[         “Demedim mi Haydar, Demedim mi Sana..” Seni kandırıyorlar Haydar; “Yarın Ölecekmişsin Gibi Ahret İçin Çalış..” diyor, yalan söylüyorlar Haydar; Meydanlarda atlarını daha rahat oynatmak için, bölüştükleri pastadan daha fazla pay alabilmek için gözünü boyuyorlar Haydar; inanma Haydar&#8230; Kavramların, süslü, püslü sözcüklerin arkasına saklanıyorlar, Haydar; Demokrasi, İnsan Hakları, Özgürlükler diyerek asıl amaçlarını gizliyorlar Haydar&#8230; “Demedim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>         “</em></strong><strong>Demedim mi Haydar, Demedim mi Sana..”</strong> Seni kandırıyorlar Haydar; <strong>“Yarın Ölecekmişsin Gibi Ahret İçin Çalış..”</strong> diyor, yalan söylüyorlar Haydar; Meydanlarda atlarını daha rahat oynatmak için, bölüştükleri pastadan daha fazla pay alabilmek için gözünü boyuyorlar Haydar; inanma Haydar&#8230;</p>
<p>Kavramların, süslü, püslü sözcüklerin arkasına saklanıyorlar, Haydar; Demokrasi, İnsan Hakları, Özgürlükler diyerek asıl amaçlarını gizliyorlar Haydar&#8230;</p>
<p><strong><em>“</em></strong><strong>Demedim mi Haydar, Demedim mi Sana..” </strong>demokrasiyi<strong> “araç” </strong>olarak gördüklerini kendi ağızlarıyla söylemediler mi Haydar; Bunlar Emperyalizmin yerli uşaklığını yaparken; <strong>“eh olacak o kadar”</strong> deyip keselerini doldurmuyorlar mı Haydar&#8230;</p>
<p><strong>Sen kanma, inanma bunlara Haydar, bakma öyle çağdaş görünümlerine, aydınlık toplum vaatlerine kafaları da karanlık gelecekleri de&#8230; seni kandırıyorlar Haydar&#8230;</strong></p>
<p>Yanlarında bulundurdukları Aydın ve Demokrat geçinenler mi..? geç onları Haydar. Tam Bağımsızlığa, Aydınlanma Devrimine karşılar; Günü geldiğinde ilk harcanacak olduklarının ayrımında bile değiller&#8230;</p>
<p>Daha yeni Haydar; geçen gün. Entelektüel bir beyefendi ile karşılaştım. Nezih bir ortam, güzel bir gece bana <strong>“zehir”</strong> oldu Haydar. Liberal Solculardanmış. (Nasıl oluyorsa) Referandumda <strong>“Yetmez ama Evet”</strong> çilerden&#8230; AKP hayranı, liderlerini de putlaştırıyor, adeta&#8230; Bunlara laf yetiştirmekten yoruldum Haydar&#8230;</p>
<p><strong>Bizim bildiğimiz solcu böylemiydi Haydar.Demokrat, özgürlükçü, barıştan yana, yeniliğe açık, yurdunu seven, anti faşist, antiemperyalist sermayeye karşı emeğin yanında yer alan baskı ve zulme karşı çıkan; ekonomik, demokratik ve politik konularda örgütlü mücadele verenler değil miydi, öyle tanımlanmıyor muydu Haydar..?</strong></p>
<p>Bunların neresi solcu Haydar..? <strong>“Bitaraf olursanız, bertaraf olursunuz”</strong> diyenlerle birlikte olandan solcu mu olur Haydar..?</p>
<p><strong>Yoruldum Haydar, inan yoruldum. İşgüzarlıktan, işgüzarlardan yoruldum. Sahte solculardan, solcu geçinenlerden, öne çıkma yarışındakilerden, derdimi anlatamamaktan yoruldum&#8230;</strong></p>
<p>Şu satırları bile yazmak zor geldi. Daha güzel şeyler yazabilseydim..Ne yapalım Haydar; bugün de böyle olsun; yeter ki umutlar tükenmesin yeter ki sevgiler bitmesin; yeter ki Haydar&#8230;</p>
<p><strong><em>“</em></strong><strong>Demedim mi Haydar, Demedim mi Sana..”</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong></strong><strong>Cafer ESEN</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/haydar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En Büyük Zenginlik</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/en-buyuk-zenginlik/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/en-buyuk-zenginlik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:53:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5740</guid>
		<description><![CDATA[         8-10 yaşlarındaki çocuk büyük buğday çuvallarının üzerinde uyuya kalmıştı. Dedesiyle birlikte buğdaylarını öğütebilmek için su değirmenine ulaşmaları gerekiyordu, gece boyu yol kat etmişlerdi, yorgun düşmüştü. Yaşlı değirmenci  “Bu çocuk, zeki ve çalışkan olur, kafası büyük bunun” demişti. Dedesinin yoksul yüreğini gurur ve sevinç sarmış, gülümsemişti&#8230; İlkokulda başarılıydı çocuk. Köy İlkokulunda nasıl olacaksa o kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>         </strong><strong>8-10</strong> yaşlarındaki çocuk büyük buğday çuvallarının üzerinde uyuya kalmıştı. Dedesiyle birlikte buğdaylarını öğütebilmek için su değirmenine ulaşmaları gerekiyordu, gece boyu yol kat etmişlerdi, yorgun düşmüştü.</p>
<p>Yaşlı değirmenci  <strong>“Bu çocuk, zeki ve çalışkan olur, kafası büyük bunun”</strong> demişti. Dedesinin yoksul yüreğini gurur ve sevinç sarmış, gülümsemişti&#8230;</p>
<p><strong>İlkokulda başarılıydı çocuk. Köy İlkokulunda nasıl olacaksa o kadar işte&#8230; Mezun olduktan sonra ortaokula bir tesadüf eseri kaydolmuştu&#8230;</strong></p>
<p>Köyden kentte ilk çıkışıydı, çekingendi. <strong>Ekmeğe aç, kitaba muhtaç, bilgiye hasretti. </strong>Okul ile ev arası epeyce uzak olmasına karşın yürüyerek gitmek zorundaydı.</p>
<p>Din Bilgisi dersinde öğretmen (hoca demeyelim) beş altı arkadaşı ile birlikte onu da sözlüye kaldırmıştı. Din dersi ve dualar ile arası iyi değildi. Son dersteydiler ve karnı çok acıkmıştı&#8230;</p>
<p>Sözlü sırası ona geldiğinde öğretmeninin; <strong>“oruç musun evladım..?”</strong>  sorusuna <strong>“hayır”</strong> diyememişti. Ramazan ayıydı, hayır diyemezdi. Zaten <strong>“köylü”</strong> diye alay ediliyordu. <strong>“Evet Öğretmenim”</strong> diyebildi. Öğretmeni; <strong>“otur evladım 8”</strong> demişti, soru sormadan&#8230;</p>
<p><strong>Diğer yoksul ve ötekileştirilmiş çocuklar gibi büyüdü o da. Koşullarını zorlayarak okumuş, okuduktan sonra askerlik ve arkasından evlenmişti&#8230;</strong></p>
<p>Devlet kapılarında işleri zordu. En basit iş için bile <strong>“bin dereden su getiriliyordu”</strong>. Doğum yeri ya da ana babasından ötürü kamunun bir çok kapısı (diğerleri gibi) ona kapalıydı&#8230; Avrupa’ ya gidip ekonomik zorluklardan kurtulmak isteyenlerin arasına da girememişti&#8230;</p>
<p><strong>Oysa vergisini ödüyor, askerlik ve devlete karşı bütün görevlerini yerine getiriyor; gerekirse ülkesi için canını bile esirgemiyordu&#8230; Ama nedense kendi yurduna yabancı gibiydi&#8230;</strong></p>
<p>Yüzünü aydınlıktan yana dönmüştü. Savaş ve Emperyalizm onun baş düşmanıydı. Gericiliğe ve ırkçılığa karşı özgürlük, bağımsızlık ve barıştan yanaydı. Yaşamında hiç sağ partilere oy vermemiş hep <strong>sol</strong>’ a genellikle de <strong>CHP</strong>’ ye oy vermişti.</p>
<p><strong>Kısıtlı olanaklar ve güç koşullarda çocuklarını okutabilmişti. Asıl sorun onlara iş bulmaktı ve o zordu işte&#8230;İş kapıları onlara kapalıydı. Torpil bulmaları gerekiyordu. </strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right">        Sınav mı..? sınavlarda şifreliydi, şaibeliydi şimdi. Ne yapacaktı..? Mevcut zihniyetin kapısını mı çalacaktı. O, olmazdı işte<strong>&#8230;”En büyük zenginliğimiz onurumuzdur” </strong>diyordu&#8230;</p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong></strong><strong>Cafer ESEN</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/en-buyuk-zenginlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dönenler  ve Bedel Ödeyenler</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/donenler-ve-bedel-odeyenler/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/donenler-ve-bedel-odeyenler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:50:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5738</guid>
		<description><![CDATA[        “Efkarlıyım, efkarlıyım. Elini ver nerde elin..” demişti şair. Efkarlı olmamak elde değil arkadaşım. İdeallerimizi, umutlarımızı, özlemlerimizi, geleceğimizi çalıyorlar. “Dünya” denilen bu koskocaman tiyatro sahnesinde; nasıl bir oyun oynanıyor..? Bu ne biçim bir senaryo..? Bu ne biçim bir oyuncu kadrosu ve ne biçim bir seyirci kitlesi bu..? Elini taşın altına koyanlara, örgütlenmeye çalışıp, elinden geleni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>        </strong><strong>“Efkarlıyım, efkarlıyım. Elini ver nerde elin..” </strong>demişti şair. Efkarlı olmamak elde değil arkadaşım. İdeallerimizi, umutlarımızı, özlemlerimizi, geleceğimizi çalıyorlar. <strong>“Dünya”</strong> denilen bu koskocaman tiyatro sahnesinde; nasıl bir oyun oynanıyor..? Bu ne biçim bir senaryo..? Bu ne biçim bir oyuncu kadrosu ve ne biçim bir seyirci kitlesi bu..?</p>
<p><strong>Elini taşın altına koyanlara, örgütlenmeye çalışıp, elinden geleni yapmaya çalışanlara sözümüz yok. Olamaz da zaten…</strong></p>
<p>Bir arkadaşımdan bir çok kez dinlemiştim;  Solu bölümlere ayırmıştı; <strong>“Solcular, solcu geçinenler, soldan geçinenler..”</strong> diye…</p>
<p>Her alanda olduğu gibi politikanın içinde de gizli kahramanlar vardır. Hesapsız, kitapsız, ön yargısız sürekli işin mutfağındadırlar, yaşam biçimleri böyledir. Yollarından dönmez, ilkelerinden ödün vermezler. Öne çıkmak, önde olmak gibi bir dertleri olmamıştır. Şov yapmazlar. Yaşarlar sadece…</p>
<p><strong>Siyasi yaşamın içinde gizli kahramanlar olduğu gibi, açık açık şarlatanlık yapan şovmenler de vardır. İçten pazarlıklıdırlar. Yaşamları çıkarları üzerine kurulmuştur. İdeal, mideal tanımazlar. Varsa yoksa kendileri dir. Ya da oğulları ya da karıları… Dünün solcularıydılar, demokratları, sosyal demokratları, hatta sosyalistleriydiler; ama bugün onları şeriat özlemcilerinin arasında yeşil bayrak sallarken görürüsünüz…</strong></p>
<p>Böylelikle belki, yani döne döne; para sahibi, makam sahibi, koltuk sahibi olmuşlardır. Olmuşlardır da geçmişlerine, geleceklerine de ihanet etmişlerdir. Artık söyleyecekleri hiçbir söz, kuracakları hiçbir tümce, anlatacakları hiçbir ifade kendilerini kurtaramayacak, alınlarına vurulan kara damgaların silinmesini sağlamayacaktır. Tarih ve halk onları affetmeyecektir.</p>
<p><strong>“Efkarlıyım, efkarlıyım. Elini ver nerde elin..” </strong>demişti şair. Efkarlı olmamak elde değil arkadaşım. İdeallerimizi, umutlarımızı, özlemlerimizi, geleceğimizi çalıyorlar.<strong>“Dünya”</strong> denilen bu koskocaman tiyatro sahnesinde nasıl bir oyun oynanıyor..? Bu ne biçim bir senaryo..? Bu ne biçim bir oyuncu kadrosu ve ne biçim bir seyirci kitlesi bu..?</p>
<p>Politik arenada “dönenler” in dışında bir de <strong>“Bedel Ödeyenler”,</strong> oturdukları yerden sıkça <strong>“bedel ödediklerini”</strong> yineleyenler var. Peki sevgili arkadaşlarım, güzel kardeşlerim; Uğruna bedel ödediğiniz değerleri kimlere bıraktınız. Kuzuyu kurtlara mı emanet ettiniz..? En az <strong>“dönenler”</strong> kadar suçlu, onlar kadar sorumlusunuz…</p>
<p><strong>“Bireysel Çıkar”</strong> salt para ya da somut kazanımlar için güdülmez, kişisel beklentileriniz, bireysel doyumsuzluklarınız gözleriniz kör, kulaklarınızı sağır etmiş. Açın gözlerinizi; etrafınıza bir bakın. Açın kulaklarınızı duyun, yükselen feryatları..</p>
<p><strong>“Dönenlere”</strong> bu saatten sonra bir önerimiz olamaz.. Artık söyleyecekleri hiçbir söz, kuracakları hiçbir tümce, anlatacakları hiçbir ifade kendilerini kurtaramayacak, alınlarına vurulan kara damgaların silinmesini sağlamayacaktır. Tarih ve halk onları affetmeyecektir.</p>
<p><strong>Pir Sultan</strong> yüzyıllar önce haykırmış; “<strong>Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan..”</strong> Bizimkisi çıkarsız, bizimkisi karşılıksız, ve bir ömür boyu sürdüreceğimiz karşılıksız büyük bir sevda bu. Kavgamız da bu yolda. Bunun para karşılığı, mal karşılığı, makam karşılığı yoktur.</p>
<p><strong>Tamam mı solcu geçinenler ve soldan geçinenler ve sonra da bir bedel karşılığında ortaçağ karanlığına balıklama atlayanlar…</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"> <strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong> Cafer ESEN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/donenler-ve-bedel-odeyenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dam Üstünde Saksağan</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/dam-ustunde-saksagan/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/dam-ustunde-saksagan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:49:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5736</guid>
		<description><![CDATA[         Saksağan kargagillerden, karnı beyaz, kanatları ve kuyruğu kül rengi, diğer yerleri parlak, kara, uzun kuyruklu bir kuştur. Saksağanın konumuzla bir ilgisi yoktur. Bir deyimden yola çıkarak, çağrıştırdığı konulara değinmeye çalışacağım&#8230; Hem ‘Demokrasi’ hatta ‘İleri Demokrasi’ diyeceksiniz hem de açık ya da kapalı faşizmi uygulayacaksınız ne alaka ‘dam üstünde saksağan’ Askeri cunta döneminde (12 Eylül) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>         </strong>Saksağan kargagillerden, karnı beyaz, kanatları ve kuyruğu kül rengi, diğer yerleri parlak, kara, uzun kuyruklu bir kuştur. Saksağanın konumuzla bir ilgisi yoktur. Bir deyimden yola çıkarak, çağrıştırdığı konulara değinmeye çalışacağım&#8230;</p>
<p>Hem <strong>‘Demokrasi’</strong> hatta <strong>‘İleri Demokrasi’</strong> diyeceksiniz hem de açık ya da kapalı faşizmi uygulayacaksınız ne alaka <strong>‘dam üstünde saksağan’</strong></p>
<p>Askeri cunta döneminde (12 Eylül) de böyleydi. Herkesten çok <strong>‘Atatürkçü’</strong> yüm’, <strong>‘Kemalist’im’</strong> diyeceksiniz arkasından O’ nun başlattığı ‘Aydınlanma Devrimi’ ni karartmaya kalkışacaksınız. ne alaka <strong>‘dam üstünde saksağan’</strong></p>
<p>Hiç sıkılmadan, halkın o’ na olan sevgisinden çekinmeden ders kitaplarından ilkelerini çıkartacaksınız, ne alaka&#8230;</p>
<p>Namus ve Ahlak gibi insana dair erdemlerden dem vuracaksınız; İyi niyetli, inançlı insanların zor durumda olanlara yaptıkları yardım paralarını çalanların serbest bırakılmalarına göz yumacaksınız, ne alaka&#8230;</p>
<p><strong>13 </strong>Yaşındaki kız çocuğuna tecavüz eden, insan görünümlülerin ceza indiriminden yararlanma rezilliğine  zemin hazırlayacaksınız ne alaka, <strong>dam üstünde saksağan&#8230;</strong></p>
<p>İki de bir, ‘<strong>büyüme’</strong> den ‘<strong>kişi başına düşen gelir dağılımının artışı’</strong> ından, binlerce dolardan bahsederler. İnsanlar ekmeğe kömüre muhtaç durumda, dağıtım kamyonlarında iğrenç izdihamlar yaşanıyor, fakir fukara fonları kurulmuş, seçimlerde sürekli malzeme dağıtıyorlar ne alaka, <strong>‘dam üstünde saksağan’</strong></p>
<p>Bir de bunların sözüm ona <strong>‘sol’</strong> destekleyenleri var ya; hani şu referandumda, <strong>’12 Eylül’ cülerden hesap soracağız’</strong> yalanına kanan <strong>‘yetmez ama evetçiler’</strong> e bir kez daha sormak gerekiyor; <strong>yetmedi mi..? </strong>Siz kim solculuk kim ne alaka&#8230;</p>
<p>Sol’ u solculuğu, sosyalizmi salt doğu ve güneydoğu soruna bağlayan güzel kardeşlerim; sol sınıfsaldır. Mücadelesi <strong>emek-sermaye</strong> çelişkisinden doğmuştur. Sömürü, baskı ve zulüm; yurdun her tarafında, dünyanın her yerinde vardır, dil, din, ırk gözetmez&#8230;</p>
<p>İsterseniz sınıfların doğuşuyla ilgili küçük bir öykü anlatayım size; <em>İlkçağlarda, henüz üretim araçları tanınmadan, silah icat olunmadan önce; yaşamlarını sürdürebilmek için ilkel insanlar taş ve sopalarla hep birlikte yabani hayvanlar avlar ve paylaşırlarmış&#8230;</em></p>
<p><em>Bir gün diğerlerinden daha zeki olan birisi ok ve yayı bulmuş ve tek başına bir hayvanı avlamış. Diğerleri hemen paylaşmak için koşuşmuşlar. <strong>“Durun” </strong>demiş hayvanı avlayan kişi.<strong> “Bu benim, ben avladım. Sizlere de veririm ancak bir şartla, bana hizmet edeceksiniz” </strong>demiş.</em></p>
<p>İşte böyle üretim araçları ile birlikte sınıflarda doğmuş mücadelesi de&#8230; Yoksa öyle belli bir bölgeyle ya da ülkeyle sınırlı kalmamış yani&#8230; Eğer bunda ısrar edersek bize demezler mi; “<strong>DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN VUR BELİNE KAZMAYI” </strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Cafer ESEN</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/dam-ustunde-saksagan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok Mu Zor</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/cok-mu-zor/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/cok-mu-zor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:47:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5734</guid>
		<description><![CDATA[         Sabah saatlerinde hiç tanımadığınız birine bir “Günaydın” selamı, sevdiğini, sevdiklerini  gördüğünde; bir tebessüm, onlara göstereceğin bir güler yüz, dost sohbetlerinin tam ortasında gelen demli bir çay. Çok mu zor. Çok mu zor..? Cezaevinde yatan dostuna bir kitap, hastanede yatan arkadaşına bir demet çiçek, çok mu..? Zor günlerinde yoksullara, pazarlıksız, riyasız uzatılan bir dost eli. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>         </strong>Sabah saatlerinde hiç tanımadığınız birine bir <strong>“Günaydın”</strong> selamı, sevdiğini, sevdiklerini  gördüğünde; <strong>bir tebessüm</strong>, onlara göstereceğin bir <strong>güler yüz</strong>, dost sohbetlerinin tam ortasında gelen <strong>demli bir çay</strong>. Çok mu zor.</p>
<p>Çok mu zor..? Cezaevinde yatan dostuna <strong>bir kitap</strong>, hastanede yatan arkadaşına <strong>bir demet çiçek</strong>, çok mu..?</p>
<p>Zor günlerinde yoksullara, pazarlıksız, riyasız uzatılan bir <strong>dost eli.</strong> Mazlumlarla birlikte <strong>zalime karşı duruş</strong>; yapılan zulme duyulan <strong>öfke,</strong> haksıza, hayduda, haramiye karşı birlikte çekilen <strong>isyan bayrağı</strong> zor mu..?</p>
<p>Bütün kötülüklere karşı onurlu bir duruş; aynı ortam, aynı platform, aynı kulvarlarda, <strong>birlikte koşuş, ortak soluyuş</strong>, çok mu zor..?</p>
<p><strong>         </strong>Yüreğindeki <strong>sevgileri çoğaltmak, çoğaltarak dağıtmak, </strong>dağıtabildiğince dağıtmak, karşısındakine önce insan diye koşulsuz bakabilmek<strong>, yeni dikilen bir fidana su vermek </strong>çok mu zor..?</p>
<p>Çok mu zor..? içimizdeki <strong>çocuğu öldürmemek</strong>, çocuk saflığı, çocuk temizliği ile <strong>hesapsız, kitapsız, plansız, hilesiz, hurdasız yaşamak</strong> çok mu zor..?</p>
<p>Sorarım size sevgili dostlar, güzel arkadaşlar; çok mu zordur karşılıksız sevmek, <strong>sevgi biriktirmek, emek biriktirmek, insan biriktirmek</strong> çok mu..</p>
<p>Hepimiz insanız, elbette hata yaparız. Beşer şaşar. Yanlış yaptığımız da <strong>özür</strong> <strong>dilemek</strong>; bilmediğimiz bir konu hakkında soru yöneltildiğinde <strong>“bilmiyorum”</strong> diyebilmek çok mu zor..?</p>
<p>Bunların hiçbirisi olmadığına göre; <strong>Zormuş demek ki…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>        Konuyu biraz değiştirelim.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Konuşmakta üstümüze yoktur. <strong>“söylem”</strong>lerimizin önünde kimse duramaz. İş <strong>“eylem”</strong> e gelince hiç kimse kusura bakmasın <strong>“sekter”</strong>likte sırayı sağcılara bile bırakmayız…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hatta biraz daha;</strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>        </strong>Her şey<strong> “kişiselleştirildiği” </strong>için kimsenin kuruma kurumsallığa saygısı yoktur. <strong>Hiyerarşik işleyiş hak getire…</strong>Demokrasi sevdalılarının birlikteliğiyle elde edilen kurumsal yapılar, kokuşmuş zihniyetlerin elinde heder oluyor…<strong>Kazanılmış mevzileri teslim alamıyoruz yani…</strong>Bütün bunlar için gelişmiş kadrolara ve yeterli bir sürece gereksinim var. Önemli olan zoru başarmaktır, kolay olanı herkes yapar…</p>
<p style="text-align: left;" align="right">         <strong>Öyle değil mi..?</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong> </strong><strong>Cafer ESEN</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/cok-mu-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cafer</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/cafer/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/cafer/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:46:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5732</guid>
		<description><![CDATA[         Bugün kendimi yazayım istedim. Böylelikle “özeleştiri” de yapmış olurum diye düşündüm.         Narlıdere siyasi kamuoyunda diğer birçok arkadaşımla birlikte benim adım da zaman zaman  ön plana çıkartıldı. Yeri geldi gereğinden fazla telaffuz edildi. Yeri geldi abartıldı&#8230; Politik anlamda çok sert eleştiriler hissetmedim. Olduysa bile bilgi eksikliğinden kaynaklanmıştır&#8230; Bu konuda bir açıklama ya da özeleştiri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>         </strong>Bugün kendimi yazayım istedim. Böylelikle <strong>“özeleştiri”</strong> de yapmış olurum diye düşündüm.</p>
<p><strong>        Narlıdere siyasi kamuoyunda diğer birçok arkadaşımla birlikte benim adım da zaman zaman  ön plana çıkartıldı. Yeri geldi gereğinden fazla telaffuz edildi. Yeri geldi abartıldı&#8230;</strong></p>
<p>Politik anlamda çok sert eleştiriler hissetmedim. Olduysa bile bilgi eksikliğinden kaynaklanmıştır&#8230;</p>
<p><strong>Bu konuda bir açıklama ya da özeleştiri yapmam gerekirse; politik yaşamda hiç ön plana çıkmak istemedim. Toplumsal hareketliliğin olmadığı yerde, bireyin öne çıkmasını önemsemiyorum&#8230;</strong></p>
<p>İyi niyetli olmaya özen gösterdim. Kötüye kullananlar oldu. Sessizce bekledim, hoşgörü sınırını zorladım, açık kapı bırakmaya çalıştım&#8230;</p>
<p><strong>Kimi zaman oldu, politikanın mutfağında üretmeye çalıştıklarımızı kendisininmiş gibi pazarlamaya kalkışanlar oldu, es geçtim&#8230;</strong></p>
<p>Bilmediklerini <strong>“biliyormuş”</strong> gibi göstermeye çalışanların gülünçlüklerine tanık oldum. Onlar adına üzüldüm.</p>
<p><strong>Aslında ölmek üzere gidici olan, ama kuyruğu gene dik tutmaya çalışanları, çok yoksul olduğu halde, kendisini zengin göstermeye uğraşanları gördüm, yadırgadım&#8230;</strong></p>
<p>Özel yaşamımla ile ilgili de çok eleştiriler aldım. <strong>Evimi ihmal ettiğimden</strong> tutun da <strong>sağlığıma özen göstermediğime</strong>, çok içki içtiğime kadar; hatta şu an anımsamadığım birçok konuda eleştiriler aldım. Eleştirilerin birçoğu doğrudur. Bu tamam. Ancak eleştiriler doğrudan yüzüme karşı değil de dolaylı yapılması (arkadan konuşulması) olağan değil&#8230;</p>
<p><strong>Şimdi sevgili dostlar, değerli okurlar; ne yapsaydım..? Sürekli ön plana mı çıksaydım..? Önüme gelen her yere aday mı olsaydım..? Elimdeki olanakları bireysel çıkarım için mi kullansaydım..? Bilgi birikimimi ve ürettiklerimi hiç kimseyle paylaşmasa mıydım..? Kendi kusurlarımı kapatabilmek için başkalarının eksiklerini mi arasaydım..? Bir kenarda hiçbir şey yapmadan otursaydım, böylelikle de hata yapmamış mı olsaydım..? Öğrendiklerimden daha bilgili olduğumu, edindiklerimde daha zengin olduğumu göstermek için kırk takla mı atsaydım..? Ya da onursuz, ilkesiz yalakalara elpençe divan mı dursaydım..?</strong></p>
<p><strong>“Yok böyle iyi”</strong> diyelim ve konuyu biraz değiştirelim.</p>
<p>Babaannemden daha önce söz etmiş, bir yazımda onu anlatmaya çalışmıştım. Oda benim gibi <strong>Aşık Mahsuni’</strong> yi çok sever, beğeniyle dinlerdi. Mahsuni’ nin <strong>“Cafer”</strong> adlı plağı yeni çıkmıştı, ebeme şaka yapmıştım. <strong>“Mahsuni bana kızmış “Cafer” i okumuş”</strong> demiştim, şaşırmıştı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha sonra işin doğrusunu anlattım. Cafer, <strong>Yıldızeli’</strong> nin (Sivas) yerlilerinden alevi kökenli bir öğretmen. Görevli bulunduğu okulda devrimci öğrencilere yaptıkları Mahsuni’ ye kadar ulaşmış ünlü halk ozanı da <strong>“Cafer”</strong> ‘ i söylemiş. İşte Cafer&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5>       <strong>Bizde bez koymadın Cafer<br />
Her saatte yedi sefer<br />
Seni bize ettik miğfer<br />
Tuh Allah belanı versin<br />
Cafer Cafer Cafer Cafer</p>
<p></strong>           Cafer&#8217;in beşiği tahta<br />
Anası babası sahta<br />
Fiyakası yoktur şahta<br />
Tuuuuuuh Allah belanı versin<br />
Cafer Cafer Cafer Cafer</p>
<p><strong>Mama verdik dert büyüttük<br />
Arpa ile oruç tuttuk<br />
Seni bile adam ettik<br />
Tuuuuuuuh Allah belanı versin<br />
Cafer Cafer Cafer Cafer<br />
</strong><br />
Mahzuni der çile dolum<br />
Bir mintanım bir de çulum<br />
Kan ağlıyor Anadolum<br />
Tuuuuuuuh Allah belanı versin<br />
Cafer Cafer Cafer Cafer</h5>
<h5> <strong>Aşık Mahsuni Şerif</strong></h5>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong><em> </em>Cafer ESEN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/cafer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bulunmaz Hint Kumaşı</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/bulunmaz-hint-kumasi/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/bulunmaz-hint-kumasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:45:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5730</guid>
		<description><![CDATA[         ‘Bulunmaz Hint Kumaşı’ öyküsünü tam olarak bilmiyorum ama eskiden Hindistan’ dan Osmanlı Saraylarına değerli Hint Kumaşları getirtilirmiş. Ama bu süreç hiç te kolay değilmiş. Deve kervanlarıyla getirilen kumaşlar uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra saraya ulaştırılırmış&#8230; Hint Kumaşının bulunmazlığı belki ondandır. Aslında burada konunun bizi ilgilendiren boyutu söz konusu kavramın halk arasında “deyim” olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>         </em></strong><strong><em>‘</em></strong><strong>Bulunmaz Hint Kumaşı’</strong> öyküsünü tam olarak bilmiyorum ama eskiden Hindistan’ dan Osmanlı Saraylarına değerli Hint Kumaşları getirtilirmiş. Ama bu süreç hiç te kolay değilmiş. Deve kervanlarıyla getirilen kumaşlar uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra saraya ulaştırılırmış&#8230;</p>
<p>Hint Kumaşının bulunmazlığı belki ondandır. Aslında burada konunun bizi ilgilendiren boyutu söz konusu kavramın halk arasında <strong>“deyim”</strong> olarak kullanılmasıdır.</p>
<p><strong>Çok mütevazi olmayan, hak etmediği halde kendisini olduğundan daha üst düzeylerde göstermeye çalışanlar için sıkça kullanılan bir ifade biçimidir.</strong></p>
<p>Yapmadan başarmak, hak etmeden kazanmak, başlamadan bitirmek durumunda olanlar vardır. Halk ile arasında organik bağ bulunmayan, insanlarla iletişim kuramayan, hoşgörmeyen, sabretmeyen, sevmeyen, güvenmeyen kişiden sosyal adam, demokrat adam olur mu..? Böylelerine <strong>“devrimcidir”, “solcudur”</strong> denir mi..?</p>
<p>Her şeye muhalif olan, gölgesiyle bile kavga eden <strong>“dediğim dedikçi”</strong> kişiden sağlıklı bir tavır, toplumsal anlamda <strong>“verimlilik”</strong> beklenebilir mi..?</p>
<p>Hep söyledik yazdık, dilimizde tüy bitti. <strong>“Sosyal ve Toplumsal Olaylarda”</strong>, Örgütlenme çalışmalarında başarıyı yakalamanın temelinde <strong>“kolektif çalışma”</strong> yatar. Kolektif çalışma da; “özveri”’ yi, “sevgi”’ yi, “paylaşım”’ ı “güven”’ i gerektirir.</p>
<p>Ee bunların hiç birisi yok. <strong>“Beyim Bulunmaz Hint Kumaşı”</strong> sanki. Ona kalırsa; söylemlerde erişilmez noktalardadır. aslında iyi bir <strong>“demogog” </strong>tur. (demogoji yapan) Eylemler de en öndeymiş gibi görünmeye çalışsa da disiplini ve düzeni bozan <strong>“sekter”</strong> unsurlardan birisidir&#8230;</p>
<p><strong>Mazhar-Fuat-Özkan</strong> adlı müzik grubu; <strong>90</strong>’ lı yılların başlarında <strong>“Peki peki anladık, sen neymişsin be abi”</strong> şarkısını yazıp, besteleyip, okudular&#8230; Şarkının sözlerini anımsayalım arkasından yerli yerine göndermeler yapalım. <strong>“Alınan alınsın”</strong> alınmayanın canı sağ olsun&#8230;</p>
<p><strong>Peki peki anladık. </strong>Her şeyden sen anlarsın.<strong> Her şeyi sen bilirsin</strong>. En güzel grubu sen kurdun.<strong> En güzel ritmi sen buldun. </strong>En iyi dalgıç sensin.<strong> İlkönce sen başlattın. </strong>En önce sen yavaşlattın.<strong> En uzağa sen gittin. </strong>En çabuk da sen döndün. <strong>En güzel sen gülersin. </strong>En güzel sen söversin.<strong> En güzel yemeği sen yaptın. </strong>En güzel kızı sen kaptın. <strong>En güzel tumbayı sen çaldın. </strong>En güzel şarkıyı sen yazdın.<strong> Her şeyden sen anlarsın. </strong>Her şeyi sen bilirsin.<strong> SEN NEYMİŞSİN BE ABİ&#8230;  </strong></p>
<p><strong>Cafer ESEN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/bulunmaz-hint-kumasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Vatanın Evlatları</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/bu-vatanin-evlatlari/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/bu-vatanin-evlatlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:43:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cafer ESEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=5728</guid>
		<description><![CDATA[         Tarih ve konusunu anımsamıyorum. Çok zaman geçti. Sivas İl Özel İdaresi binasında İl Genel Meclisi Üyelerinin çok önemli bir görüşmeleri vardı. Doğal olarak ta meclis başkanlığını o günün valisi Lütfü TUNCEL yapıyordu. Partiden birçok arkadaşla birlikte konuklara ayrılan bölümde görüşmeleri izliyorduk. Oturum hararetli geçiyordu. Bir tarafta sağ partilerin İl Genel Meclis Üyeleri ittifak halindeler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>         </strong>Tarih ve konusunu anımsamıyorum. Çok zaman geçti. Sivas İl Özel İdaresi binasında İl Genel Meclisi Üyelerinin çok önemli bir görüşmeleri vardı. Doğal olarak ta meclis başkanlığını o günün valisi <strong>Lütfü TUNCEL</strong> yapıyordu.</p>
<p>Partiden birçok arkadaşla birlikte konuklara ayrılan bölümde görüşmeleri izliyorduk. Oturum hararetli geçiyordu. Bir tarafta sağ partilerin İl Genel Meclis Üyeleri ittifak halindeler diğer tarafta bizim İl Genel Meclisi üyesi arkadaşlarımız vardı.</p>
<p>Oturum başkanı vali bizim arkadaşlarımızın önergelerini kabul etmediği gibi söz bile vermiyordu. Karar sağ ittifakın istediği biçimiyle ve oy çokluğuyla çıkmıştı.</p>
<p>Oradaki bir yerel gazetede;  <strong>“Bu kararın uygulaması olanaksız, İdari Mahkemeden geri döner”</strong> diye yazmıştım. Dönmüştü de…</p>
<p>İl Genel Meclis oturumundan karar çıktıktan sonra, vali Lütfü TUNCEL kürsüye çıkıp bir konuşma yapmıştı ve konuşmasında <strong>“ HEPİMİZ BU VATANIN EVLATLARIYIZ” </strong>demişti.</p>
<p>Söz konusu yazıda sayın valiye bir soru yöneltmiştim. <strong>“Evet sayın valim hepimiz bu vatanın evlatlarıyız, tamam da öğrenmek istiyoruz “Öz müyüz, üvey mi..?” </strong>diye…</p>
<p>Narlıderede geleneksel hale gelmiş olan festivaller <strong>“Gençlik ve Cumhuriyet”</strong> yürüyüşleri ile başlar, bütün okullar da öğretmen ve öğrencileriyle bu yürüyüşe katılırlardı… Ancak bu yıl öyle olmadı. İlçe Milli Eğiti Müdürü, Kaymakamlık makamına başvurarak öğretmen ve öğrencilerin yürüyüşe katılmalarını kaymakamlık oluru ile yasaklattı. Gerekçe olarak ta  bazı veliler, okul aile birliği ve Akepe ilçe örgütünün başvurularını gösterdi.</p>
<p>Şimdi sevgili arkadaşlar gelin eğri oturup doğru konuşalım. Ve muhataplarına soralım. Narlıdere Gençlik ve çiçek Festivali kapsamındaki <strong>“Gençlik ve Cumhuriyet”</strong> yürüyüşüne Narlıdere de kaç veli karşı çıkar, çocukların yürüyüşe katılmalarını istemez..?</p>
<p><strong>Soru iki</strong>, Belediye Başkanı <strong>Abdül BATUR’</strong> un yardım etmediği, katkı koymadığı okul var mıdır..?</p>
<p><strong>Soru üç</strong>, Başkanın öğretmen kitlesiyle iletişim ve diyalogları ne durumdadır..?</p>
<p><strong>Başka bir soru</strong> Festival kapsamındaki yürüyüşle ilgili olarak ya da oradan yola çıkarak başkanın <strong>“Laik Cumhuriyet”</strong> ile bir sorunu olabilir mi..? böyle bir soru tümcesini kurmak bile saçmalık olarak değerlendirilmez mi..?</p>
<p>Peki Akepe ilçe örgütü ya da iktidarının Laik Cumhuriyete yaklaşımı nasıldır sorusunun yanıtı net midir..?</p>
<p>Belediye Başkanını Narlıdere de tanımayan yoktur. Çoluk, çocuk, genci, yaşlısı, kadını, erkeği hemen herkes tanır. <strong>“Kaymakamın ismi neydi”</strong> sorusuna belki siz de muhatap olmuşsunuzdur…</p>
<p>Yazının başına yani ana konuya dönecek olursak; Varsayalım böyle bir olaydan sonra ilçenin en büyük mülkiye amiri çıkar, bir konuşma yapar. Ve büyük bir olasılıkla <strong>“HEPİMİZ BU VATANIN EVLATLARIYIZ”</strong> diyebilir…</p>
<p>Güzel. Hepimiz bu vatanın evlatlarıyız. Tamam. Tamam da bir kez daha öğrenmek istiyoruz,  <strong>Öz mü, üvey mi..?</strong></p>
<p><strong>Cafer ESEN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2012/01/25/bu-vatanin-evlatlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

