<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onuncu Kent &#124; Hüseyin ŞİMŞEK &#124; &#187; Aydın KARA</title>
	<atom:link href="http://www.onuncukent.com/yazilar/yazarlar/aydin-kara/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onuncukent.com</link>
	<description>Sorgusuz bir hayat sürdürdüğümüz sürece karanlığa mahkum kalırız &#124; Hüseyin ŞİMŞEK</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 17:18:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Neden – Sonuç  İlişkisi (III)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/06/27/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-iii/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/06/27/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 09:11:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[dış etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[nesneler]]></category>
		<category><![CDATA[olgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=4982</guid>
		<description><![CDATA[Nedensellik&#8230; Bilim açısından nedensizlik olanaksızlıktır. Hiçbir şey kendiliğinden meydana gelmez. Nerede bir olgu, bir süreç, bir değişme varsa onun mutlaka herhangi bir ya da birden çok nedeni vardır. Her neden öyle ya da böyle bir sonuca açılır. Her sonucun bir veya birden çok nedeni vardır. Her neden bir sonuç, her sonuç yeni bir neden ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nedensellik&#8230;</strong></p>
<p>Bilim açısından nedensizlik olanaksızlıktır. Hiçbir şey kendiliğinden meydana gelmez. Nerede bir olgu, bir süreç, bir değişme varsa onun mutlaka herhangi bir ya da birden çok nedeni vardır.</p>
<p>Her neden öyle ya da böyle bir sonuca açılır. Her sonucun bir veya birden çok nedeni vardır. Her neden bir sonuç, her sonuç yeni bir neden ortaya çıkarabilir.</p>
<p>İnsanların yaşadıklarının (ki birer sonuçtur) bir veya birden çok nedeni vardır. Su 100 C ‘ de kaynar. Kaynama sonuçtur. Isı ise nedendir. (su kabı koşuldur)</p>
<p>Nedenin istenilen bir sonuca açılabilmesi için koşulların uygun olması gereklidir. Aksi halde sonuç mevcut koşullara göre şekillenir. Örneğin bulutların yüklenmesi, yağmur veya kar şeklinde yağabilmesi atmosferdeki hava koşullarına bağlıdır. Hava koşulları yağmur için uygunsa yağmur, kar için uygunsa kar yağar. O halde nedenler her zaman bir sonuç doğurur ancak koşullar bu sonuç üzerinde etkendir.</p>
<p>Mutlak nedenler sonuca göre yorumlanabilir. Mutlak olmayan nedenle ise sonuç öncesi süreçle açıklanabilir.</p>
<p>Neden veya nedenler                            Süreç                                              Sonuç veya sonuçlar</p>
<p>( VARLAŞTIRAN )                                 (VARLAŞTIRMA)                      (VARLAŞAN)</p>
<p>-  Nesnel nedenler                            &#8211; koşullar</p>
<p>Öznel nedenler                              &#8211; olgular</p>
<p>-  Temel nedenler                             &#8211; nesneler</p>
<p>Temel olmayan nedenler           &#8211; zaman</p>
<p>-  Dış nedenler                                    &#8211; etki</p>
<p>İç nedenler</p>
<p>Sonuç veya sonuçlardan neden veya nedenler belirlenebildiği gibi neden veya nedenlerden sonuç veya sonuçlar da belirlenebilir. Ancak varlaştıran ve varlaşan arasındaki iki yönlü süreç (varlaşma süreci veya varlaştırma) etki, zaman, nesneler, olgular ve koşullara bağlı olarak açıklanabilir. Bunların birisindeki değişim veya farklılaşma varlaşan açısından belirleyici olabilir.</p>
<p>Nedenle sonuç arasındaki süreç en az neden kadar önemli ve sonucun netliği üzerinde etkilidir.</p>
<p>Temel bilimlerde neden–sonuç belirlemesi çoğu zaman aynı yere açılır. Ancak sosyal bilimlerde bu böyle değildir.</p>
<p>Bir taşı havaya attığınızda taş yere düşer. Taşın düşmesi sonuçtur. Yerçekimi neden’dir. Taşın havaya atılması ise nedeni harekete geçiren süreçtir.</p>
<p>Burada taş yerdeyken neden potansiyeldir ve fark edilmez, ancak hazırdır ve olgundur. Taşı havaya attığınızda neden somut ve kinetiktir. Sonuca ulaşmak için hiçbir engel yoktur. Ve taş yere düşer.</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3000" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/06/27/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden – Sonuç  İlişkisi (II)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/05/10/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-ii/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/05/10/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 19:10:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[objektif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=4418</guid>
		<description><![CDATA[İLİŞKİ : Evrende her şey ancak ilişkileriyle varlaşır. İlişkileri dışında hiçbir şey yoktur. Bir şeyin varlığını ortaya koymak onun bir ya da birkaç ilişkisini ortaya koymaktır. Varlaşma, ilişkilerin belirmesi; değişme, ilişkilerin değişmesi; gelişme, bazı ilişkilerin yok olarak yeni ilişkilerin meydana gelmesidir. Her ilişki bir birliği olduğu kadar bir karışıklığı, bir kavuşmayı olduğu kadar bir çatışmayı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İLİŞKİ :</strong></p>
<p>Evrende her şey ancak ilişkileriyle varlaşır. İlişkileri dışında hiçbir şey yoktur. Bir şeyin varlığını ortaya koymak onun bir ya da birkaç ilişkisini ortaya koymaktır.</p>
<p>Varlaşma, ilişkilerin belirmesi; değişme, ilişkilerin değişmesi; gelişme, bazı ilişkilerin yok olarak yeni ilişkilerin meydana gelmesidir.</p>
<p>Her ilişki bir birliği olduğu kadar bir karışıklığı, bir kavuşmayı olduğu kadar bir çatışmayı, bir etkilemeyi olduğu kadar bir etkilenmeyi<strong> </strong>de kapsar.</p>
<p>Etkileme ve etkilenme en az iki şey arasında gerçekleşebilen bir ilişkidir. Bir şey neyse, ancak bir şeyle ilişkisi için de odur. Bir şeyi tanımak ve bilmek o şeyin daha çok ilişkilerini tanımak ve bilmektir.</p>
<p>Bir şeyin çeşitli ve karşıt yanları arasındaki ilişkiler iç ilişkiler, o şeyle başka şeyler arasındaki ilişkiler dış ilişkiler’dir. Herhangi bir şey arasındaki iç ve dış ilişkiler birbiriyle bağımlıdır. Dış ilişkiler iç ilişkileri belirler.</p>
<p>Evrendeki her şey (tüm nesneler) çeşitli ilişkilerle birbirine bağlıdırlar. Nesneler arasındaki ilişkiler nesnelerin kendileri gibi nesneldirler ve yine nesneler gibi sonsuz– sayısız çeşitliliktedirler.</p>
<p>İnsanı hayvandan ayıran ve insan eden bilinç bir ilişkidir. İnsanları insan eden üretim de insanların çeşitli ilişkilerinin ürünüdür. Bu ilişkiler üretimi belirlediği gibi üretim de bu ilişkileri belirler.</p>
<p><strong>Nedenle sonuç arasındaki ilişki&#8230;</strong></p>
<p>Doğa olayları arasındaki nesnel ve zorunlu bağlantılar ilk insanlarca da sezilmiştir. Örneğin güneş çıkınca toprak ısınır. Demek ki sıcaklığın (sonuç), güneşle (neden) ilişkisi vardır. Bu her zaman böyledir. O halde iki olay arasındaki ilişki zorunludur. İnsanların bu olguda hiçbir etkileri yoktur ve ne yaparlarsa yapsınlar bunun böyle olmasını engelleyemezler. Bu durumda bu ilişki nesneldir.</p>
<p>Yağmur yağmadan önce kurbağaların bağrıştıklarını gözlemleyen ilkel kabileler, kuraklık zamanında kurbağalar gibi bağrışarak yağmur yağdırmak için büyü yapmaya kalkmışlardır. Çünkü aynı nedenin aynı sonucu doğuracağı düşünülmektedir. Ancak bu kabileler nedenle koşul ve temel olanla temel olmayanı objektif olarak ayıramamışlardır. Sonuç olarak kurbağa gibi bağırmak yağmur yağdırmaya yetmemiştir.</p>
<p><strong>Nedenle etkisi arasındaki bağlantının zorunluluğu&#8230;</strong></p>
<p>Nedenle etkisi arasındaki bağlantısal zorunluluk belli ilişkilerde ortaya çıkar. Örneğin güneş, yaprakları kızartır, talaşı tutuşturur, insan derisini karartır, buzu eritir, çamaşırları kurutur vb. Ama aynı güneş, talaşı karartmaz, buzu kızartmaz ya da tutuşturmaz, çamaşırları yumuşatmaz vb. Demek ki nedenle etkisi arasındaki zorunluluk ancak belli ilişkilerde geçerlidir.</p>
<p>Nedenle etkisi ya da sonuç, aynı zamanda, birbirlerini de etkilerler. Bu etkileşimde temel olan neden’dir. Etki ya da sonucun neden üzerindeki etkisiyse ikincildir.</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="size-full wp-image-3000 alignnone" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/05/10/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden – Sonuç  İlişkisi (I)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/04/26/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-i/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/04/26/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-i/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 18:02:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[nesnel]]></category>
		<category><![CDATA[öznel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=4110</guid>
		<description><![CDATA[NEDEN : Kısaca varlaştırana neden denir! Üç ana başlıkta incelenebilir. 1 – Nesnel nedenler ve öznel nedenler : Nesnel nedenler, insanın bilinç ve iradesi dışında ve bağımsız olarak etken olan nedenlerdir. Örneğin ilkel kabilelerin bilgisiz kalmasının nedeni böyle bir nesnellik içerir. Bilinç ve irade dışında, yaşam koşullarından kaynaklanır. Öznel nedenler, nesnel nedenlerin insan bilinç ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>NEDEN : </strong></p>
<p><strong> </strong> Kısaca varlaştırana neden denir! Üç ana başlıkta incelenebilir.</p>
<p><strong>1 – Nesnel nedenler ve öznel nedenler :</strong></p>
<p><strong> </strong>Nesnel nedenler, insanın bilinç ve iradesi dışında ve bağımsız olarak etken olan nedenlerdir. Örneğin ilkel kabilelerin bilgisiz kalmasının nedeni böyle bir nesnellik içerir. Bilinç ve irade dışında, yaşam koşullarından kaynaklanır.</p>
<p>Öznel nedenler, nesnel nedenlerin insan bilinç ve iradesine yansımasına dayanan faaliyetlerdir. Örneğin insanların yemek konusundaki tercihleri, insanların bilinç ve iradesi sonucu ortaya çıkar.</p>
<p><strong>2 – Temel nedenler ve temel olmayan nedenler : </strong></p>
<p><strong> </strong>Temel nedenler, bir etkinin zorunlu ve özsel nitelikleridir.</p>
<p>Temel olmayan nedenler, bir etkinin rastlantısal nitelikleridir.</p>
<p>Örneğin bir arabanın hareketi için temel neden motordur, temel olmayan neden ise sileceklerdir.</p>
<p><strong>3 – Dış nedenler ve iç nedenler :</strong></p>
<p><strong> </strong>Dış nedenler, bir nesne ya da olaya başka bir neden ve/veya olaylarca yapılan etkilerdir.</p>
<p>İç nedenler, bir nesne ya da olayın geliştirici iç çelişkileridir.</p>
<p>Örneğin bir yumurtanın civcivleşmesi için ısı dış neden, tohumsa iç nedendir.</p>
<p>Dış ve iç nedenler birbirleriyle bağımlıdır. Birinin etkileyebilmesi diğerinin varlığına bağlıdır. Biri öbürüne dönüşebilir. Bir nesne ya da olayın dış nedeni başka bir nesne ya da olayın iç nedeni olabilir.</p>
<p>Bir nedenin etken olabilmesi ve bir etki meydana getirebilmesi için her zaman bazı koşulların oluşması gerekir. Bu koşullar gerçekleşmeden neden etken olamaz ve bir etki meydana getiremez. Örneğin bir arabanın hareketi için yol vs. gibi koşullar gereklidir. Ancak bunlar tek başına yeterli değildir. Bütün koşullar var olsa da araba, motor nedeni var olmadıkça hareket edemez. Nesne ya da olayın meydana gelebilmesi için neden gereklidir. Koşullar tıpkı nedenler gibi bir etkinin gerçekleşmesinde etken olabilirler. Ama bu etkenlik, neden gibi temel değil, rastlantısaldır.</p>
<p>Pratikte doğru yargılara varabilmek için nedenleri koşullardan ve temel olanı temel olmayandan ayırmak gereklidir. Bunları birbirine karıştırmak daima ve kesinlikle yanlış yargıları doğurur.</p>
<p><strong>KOŞUL : </strong>Başka nesne ve olguları kendilerine bağımlı kılan nesne ve olgulara denir.</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong></p>
<p>Herhangi bir olgu, olay ya da süreçten meydana gelen olgu, olay ya da süreçtir. Kısaca varlaşana denir.</p>
<p>Sonuç nedensellik ilişkisinin bir yanıdır. Örneğin bir arabanın bir yere çarpması bir sonuçtur, frenin bozulması nedendir.</p>
<p>Evrende her olgu, olay ve sürecin bir nedeni vardır. Nedensiz hiçbir şey yoktur. Bu genel bir yasadır.</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3000" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Aydın KARA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/04/26/neden-%e2%80%93-sonuc-iliskisi-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mitoloji Üzerine (2)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/04/12/mitoloji-uzerine-2/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/04/12/mitoloji-uzerine-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 01:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[İnka Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Romulus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=3848</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıda kısaca değineceğimiz konuların da mitlerde ve semavi dinlerdeki işleniş şekli, çeşitli benzerlikler içermektedir. Bu benzerlik, sadece dinler ile mitler arasında değil, dünyanın farklı yerlerinden köken alan mitlerin kendi içinde de vardır. Türklerin yaradılış efsanelerinde, Ötüken ormanlarındaki çocuğun kurt tarafından beslenmesi, İskandinavya mitlerinde bahsi geçen, buzlardan doğan dev Ymir’in Adumulla adlı inek tarafından beslenmesi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıda kısaca değineceğimiz konuların da mitlerde ve semavi dinlerdeki işleniş şekli, çeşitli benzerlikler içermektedir. Bu benzerlik, sadece dinler ile mitler arasında değil, dünyanın farklı yerlerinden köken alan mitlerin kendi içinde de vardır. Türklerin yaradılış efsanelerinde, Ötüken ormanlarındaki çocuğun kurt tarafından beslenmesi, İskandinavya mitlerinde bahsi geçen, buzlardan doğan dev Ymir’in Adumulla adlı inek tarafından beslenmesi ve büyütülmesi, Roma efsanesindeki Romulus’un bir köpek tarafından beslenmesi, buna örnek sayılabilir.</p>
<p>Yaşamın en büyük sırrı, ölüm, mitlerin evrensel konusudur. Mitlerde ölüm hakkındaki ortak öğe ise “ölümün insanlara yanlışlıkla veya bir ceza olarak verilmesi” dir. Bu konuda sayısız örnek verilebilir. Afrika mitlerinde Tanrı ilk insana ölümsüz olacağını bildirmesi için bukelemunu elçi olarak gönderir. Ne var ki bukalemun yeşillik içinde oyalanır. Ancak ölümün elçisi kertenkele onu geçerek insanlara ölümlü olduklarını söyler. Böylece insanlar ölümlü olur. Bir başka örnekte, Kuzey Amerika’da Yüce Tavşan, bir kutu içinde insana ölümsüzlük verir ve kutunun kapağının açılmamasını ister. Ancak insanın meraklı karısı kutuyu açar. Böylece ölümsüzlük uçup gider. Yine Gılgamış Destanı’nda, Kahraman ayaklarına taş bağlayarak kozmik denize atlar. Dipte ölümsüzlüğe dikenli tohumlarını bulur. Onları koparır, ayaklarındaki taşları keserek yüzeye çıkar. Ancak başarısı kısa olur. Kahraman pınarda yıkanırken, kenara koyduğu tohumları bir yılan yer. Böylece ölümsüzlüğe insanlar değil, yılanlar sahip olurlar.</p>
<p>Mitolojilerde, öteki dünya cennet ve cehennem olarak ikiye ayrılır. Kimin nereye gideceği ahlaki ölçülere bağlıdır. Çok ilginçtir ki, bazı mitlerde yeryüzündeki eşitsizlikler öteki dünyada da mevcuttur.</p>
<p>Örneğin Amerika Takımadaları’nın birinde sadece soyluların cennete gideceği, halk ve soylu olmayanların ise cehenneme gideceği inanç yaygındır. İnka Kültürü ve Peru’daki inanışa göre güneşte sadece soyluların konutu vardır. İskandinavya’da ruhların sonsuz mutluluk içinde yaşadıkları Valhalla Sarayı’nda sadece savaşta ölen kahramanlara yer vardır.</p>
<p>Hemen hemen her mitte savaşların, açlığın, tufanların ve depremlerin yol açacağı son ve kesin bir yıkım günüde öngörülmüştür. Örneğin dünyadaki uygarlıların en eskilerinden biri olarak kabul edilen Aztekler’in inancına göre depremlerle, sellerle ve fırtınalarla bir afet olacak ve dünya yanarak yok olacaktır. Bundan sonra yeni bir dünya başlayacaktır. Aztek mitolojisi’ne göre, daha önce dünya dört defa böyle bir kıyamet geçirmiştir.</p>
<p>Mitoloji insanoğlunun toplumsal rüyasıdır. Rüyalar nasıl ilhamlarını bireylerin yaşamlarından alıyorsa, mitoloji de toplumsal ölçekte etkin olan bir takım olayların değiştirilmiş, abartılmış, keskinleştirilmiş, esrarengizleştirilmiş halidir. İyi bir psikolog, bir takım ön bilgilerden sonra rüyalardaki o garipliklerle gerçek arasındaki güçlü bağı nasıl gösterebilirse, tarihi iyi bilen bir bilim adamı da efsanelerden yola çıkarak geçmiş toplumların bakış açılarına iddialı bir yolculuk yapabilir.</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="size-full wp-image-3000 alignnone" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/04/12/mitoloji-uzerine-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mitoloji Üzerine (I)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/04/01/mitoloji-uzerine-i/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/04/01/mitoloji-uzerine-i/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 21:23:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama]]></category>
		<category><![CDATA[Evhemeros]]></category>
		<category><![CDATA[Heredot]]></category>
		<category><![CDATA[İskenderiye Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mitler]]></category>
		<category><![CDATA[Mitoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=3635</guid>
		<description><![CDATA[“Mitoloji insanoğlunun toplumsal rüyasıdır. Rüyalar nasıl ilhamlarını bireylerin yaşamlarından alıyorsa, mitoloji de toplumsal ölçekte etkin olan bir takım olayların değiştirilmiş, abartılmış, keskinleştirilmiş, esrarengizleştirilmiş halidir.” Mitoloji tanrıların karıştığı özel masallar bütünü olarak tanımlanabilir. Mitler İskenderiye kütüphanesinde Evhemeros’un, Bergama Kütüphanesi’nde ise Heredot’un öncülük ettiği araştırma grupları tarafından derlenip sistemleştirilmeye çalışılmıştır. Epik özellik gösteren bu masallar, dünyanın dört [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Mitoloji insanoğlunun toplumsal rüyasıdır. Rüyalar nasıl ilhamlarını bireylerin yaşamlarından alıyorsa, mitoloji de toplumsal ölçekte etkin olan bir takım olayların değiştirilmiş, abartılmış, keskinleştirilmiş, esrarengizleştirilmiş halidir.”</em></strong><em></em></p>
<p>Mitoloji tanrıların karıştığı özel masallar bütünü olarak tanımlanabilir. Mitler İskenderiye kütüphanesinde Evhemeros’un, Bergama Kütüphanesi’nde ise Heredot’un öncülük ettiği araştırma grupları tarafından derlenip sistemleştirilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Epik özellik gösteren bu masallar, dünyanın dört bir yanında, farklı kültürler tarafından üretilmiştir. Anadolu da, bu alanda çok zengin bir kaynak içermektedir. Ancak Anadolu’ya ait mitler, bugün için Yunanistan ve Roma kültürlerinin ürünleri olarak sunulmaktadır. Oysa bu efsaneler Anadolu’da toparlanmış, Mezapotamya, Hitit, Fenike, Babil ve Mısır mitlerinin karışımından oluşan bir bütündür. Roma ve Yunanistan’a mal edilmesinin nedeni Latince ve Yunanca kaleme alınmış olmasıdır.</p>
<p>Mitler, evrende insanın yerini, toplumun yapısını, kişi ile algılandığı dünya arasındaki ilişkiyi ve doğal olguların anlamını açıklamaya çalışan masal ya da geleneklerdir. Toplum, cevap bulamadığı doğal olaylarla, kanıtlayamadığı gerçekler ve inançları toplumsal düşüncelerde abartma yoluna gitmiş ve mitosların kaynağını oluşturmuştur. Mitolojideki masal havasının yanında ikincil olarak işleyen bir süreç vardır ki görünüşteki ifadelerin, abartıların ötesinde tarihsel gerçeklikle uyum içindedir.</p>
<p>Örneğin Yunan Mitolojisine göre en büyük tanrı Zeus, Anadolu Tanrıçası Kybele tarafından doğurulmuştur. Bu, ancak ilk dönemleri matriyarkal (doğurganlık avantajından ötürü kadının egemen olduğu, anaerkil), devamında ise patriyarkal (erkek egemen, ataerkil) yapıda olan bir toplumun söylemi olabilir. Kybele matriyarkal, Zeus ise patriyarkal toplumun tanrısıdır.</p>
<p>Olimpos tanrı ve tanrıçalarının her biri bir şeyi temsil etmektedir. O çağda insanlar karşılaştıkları canlı ya da cansız varlıkları, hatta kavramları bile kişileştirmeye uğraşmışlardır.</p>
<p>Örneğin Zeus gökyüzü, Apollon güç, Aras savaş, Priapos bereket tanrısı; Hera hava, Afrodit güzellik, Demeter toprak tanrıçasıdır. Allagorik (temsil etme anlamındadır) yaklaşım çerçevesinde türetilen diğer tanrılar da natüralist karakterlidir. Her biri kendi özelliğine uygun bir şekilde mitlerdeki yerlerini almış her birine çeşitli mitlerde roller verilmiştir.</p>
<p>Mitlerde çok çeşitli konular işlenir. Yaratılış, kahramanlık, gizem, ölüm, tufan, ölümün ötesi vs&#8230; yaratılmamış bir şeyin bulunduğudur. Yaratan bütün mitlerde kutsaldır.</p>
<p>Kahramanlık mitlerine örnek olarak, ünlü Prometheus’un öyküsünü verebiliriz. Prometheus, Olimpos’taki ateşi çalarak insanlara verir. Çalınan ateş, insanlara ısınma ve yemek pişirme gibi yarar sağlamasının yanı sıra, insanın bilinç düzeyini de yükseltir. Zeus, Prumetheus’un, bu hırsızlığından dolayı bir kayaya zincirleyerek cezalandırır. Prometheus’un ciğerleri gündüzleri bir kartal tarafından yenir, geceleri ciğer yeniden büyür. Zeus, ateşi alan insanları da cezalandırmak için Prometheus’un kardeşi Epimetheus ile Pandora’yı evlendirir. Zeus düğün hediyesi olarak Pandora’ya bir sandık verir fakat açmamasını ister. Ancak Pandora dayanamaz ve sandığı açar. Böylece dünyaya bütün belalar ve hastalıklar bu kutunun içinden çıkarak yayılır. Bu mit, insanın cennetten kovulduğu olayı ile karşılaştırıldığından kadının baştan çıkarıcı ve tehlikeli olduğu hissini verir.</p>
<p>Günümüzde geçerli olan bazı dinsel söylemlerin mitolojiyle yakından ilgisi vardır.</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3000" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p><strong>Aydın KARA </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/04/01/mitoloji-uzerine-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satranç ve Psikolojisi</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/03/25/satranc-ve-psikolojisi/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/03/25/satranc-ve-psikolojisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 22:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[beyinsel]]></category>
		<category><![CDATA[P. KERES]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Satranç]]></category>
		<category><![CDATA[satranç dünya sampiyonası]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[V. SMYSLOV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=3563</guid>
		<description><![CDATA[“Satranç psikolojik savaştır.” Temelinde savaş stratejisi yatan satranç, aynı zamanda tarafların psikolojik mücadelesidir. Öyle ki; satrancı sinir savaşı olarak tanımlayan satranç ustaları da azımsanmayacak kadar çoktur. Oyuncuların yüz hatları, mimikleri, taş alırken veya hamle yaparken durumu ve duruşları rakipleri üzerinde etki bırakan faktörlerdir. Bu nedenle satranç sadece düşünceyle yapılan bir mücadele olmaktan çıkıp; aynı zamanda, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> </strong></p>
<p><strong> “Satranç psikolojik savaştır.”</strong></p>
<p>Temelinde savaş stratejisi yatan satranç, aynı zamanda tarafların psikolojik mücadelesidir. Öyle ki; satrancı sinir savaşı olarak tanımlayan satranç ustaları da azımsanmayacak kadar çoktur.</p>
<p>Oyuncuların yüz hatları, mimikleri, taş alırken veya hamle yaparken durumu ve duruşları rakipleri üzerinde etki bırakan faktörlerdir. Bu nedenle satranç sadece düşünceyle yapılan bir mücadele olmaktan çıkıp; aynı zamanda, sinirlerin, beyinsel ve fiziksel dayanıklılığın ve kişiliğin de mücadelesidir. Oyuncuların oyunu iyi bilmelerinin yanında kendine güvenlerinin de tam olması gerekir. Rakibi büyümseme veya küçümseme oyuna geride başlama anlamına gelir ki; bu da sonucu etkiler. Alacağınız bir maçı verebilirsiniz. Bu nedenle tahta üzerindeki durumunuz kadar tahta dışındaki durumunuz da önemlidir.</p>
<p>Günümüzde yediden yetmişe çok geniş bir kesim tarafından oynanan satrançta  yeterince önemsenmeyen bu durum Dünya Şampiyonları dahil birçok turnuvada oyuncuları etkilemektedir.</p>
<p>1994 yılında 18 yaş altı Dünya Satranç Şampiyonasında  A. D. NGUYEN ve Josh WAİTZKİN arasındaki maçta J.WAİTZKİN rakibinin hatalı hamleyle  savunmasız bıraktığı kaleyi almamış ve oyun sonunda bunun nedenini çok gerilim altında olduğuna bağlayarak, “satrancı yeni öğrenenler bile bu hatayı yapmaz” demiştir.</p>
<p>Benzer bir durum 1953 yılında Dünya Şampiyonunun belirlendiği oyunda  ortaya çıkmıştır.  P. KERES ile V. SMYSLOV arasında oynanan maçta SMYSLOV çok açık bir hamleyi görmemiştir.</p>
<p>Görüldüğü gibi psikolojik boyutu çok yüksek olan satranç, sadece tahtada oynanan bir oyun değildir.</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="size-full wp-image-3000 alignnone" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
<p>25 Mart 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/03/25/satranc-ve-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satranç ve Dinamizm</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/03/11/3424/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/03/11/3424/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 20:01:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[GOETHE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=3424</guid>
		<description><![CDATA[“Satranç entelektüelliğin en üst noktasıdır.” Wolfgang V. GOETHE Toplumu oluşturan bireyler mantık ışığında yaşamlarına yön verirlerse, yani bilinçli seçim yapıp, düşünerek adım atarlarsa ve bu yaklaşımlarının sonuçlarına katlanabilme cesaretini gösterebilirlerse, gerek bireysel gerek toplumsal olarak bir dinamizm oluştururlar. Satranç bu dinamizm açısından iyi bir analizci ve objektif bir aynadır. Hayat, her aşamasında insanların önüne seçenekler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> “Satranç entelektüelliğin en üst noktasıdır.”</strong></p>
<p align="center"><strong> Wolfgang V. GOETHE</strong></p>
<p>Toplumu oluşturan bireyler mantık ışığında yaşamlarına yön verirlerse, yani bilinçli seçim yapıp, düşünerek adım atarlarsa ve bu yaklaşımlarının sonuçlarına katlanabilme cesaretini gösterebilirlerse, gerek bireysel gerek toplumsal olarak bir dinamizm oluştururlar.</p>
<p>Satranç bu dinamizm açısından iyi bir analizci ve objektif bir aynadır.</p>
<p>Hayat, her aşamasında insanların önüne seçenekler koyar. Bu toplumlar için de geçerlidir. Her hamle öncesinde satranç oyuncusu da aynı durumdadır. Yaşamda atılan her adım, satrançta yapılan her hamle neden – sonuç ilişkisi içerisinde yeni karar ve hamleleri doğurur. Bu nedenle satrancı hayatın kısa pratiği olarak değerlendirebiliriz.</p>
<p>Toplumsal yaşamda az ya da çok tüm bireylerin olumlu ya da olumsuz katkıları, sorumlulukları ve etkileri mevcutsa ve bireysel tutum toplumsal yaşama nicelik noktasında değişim olarak yansıyorsa; aynı durum satranç için de geçerlidir. Şöyle ki; satranç taşlarından hiç birisini oyun kazanırken veya kaybederken sorumluluk – varlık ve etkileri bakımından yok sayamaz ve reddedemeyiz. Çünkü toplumu oluşturan bireyler ve toplumsal yaşama etkileri neyse, takımı oluşturan taşlar ve düşüncenin 64 karede şekillenmesi, somutlaşması da odur.</p>
<p>Satranç bir dildir. Kendine has gizemi vardır. Bu gizem, gücünü düşünceden alır. Satranç, anlamını ve dinamizmini bu evrensel ruhtan alır. Kısaca satranç, uzun vadede topluma dinamizm kazandırır.</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3000" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
<p>11 Mart 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/03/11/3424/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satranç Üzerine (4)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/03/01/satranc-uzerine-4/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/03/01/satranc-uzerine-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 20:33:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[Satranç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=3308</guid>
		<description><![CDATA[SATRANÇ VÜCUDUMUZUN EN ÖNEMLİ BÖLÜMÜ OLAN BEYNİN DAHA FAZLA KAPASİTE İLE KULLANILMASINI SAĞLAR… Nedenler sonuçları belirler. Bir sonuç başka bir sonucun nedenidir. Satrançta her hamle bir başka hamle veya hamleler dizisinin başlangıcıdır. Hiç bir şeyin tek bir nedeni yoktur. SATRANÇTA; Sonuç niteldir…Neden nicel… Görünen sonuçtur… DAHİLER NEDENLERİ GÖRENLERDİR…. Çoğu zaman sonuçlardan nedenlere gideriz. Ve keşkelerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SATRANÇ VÜCUDUMUZUN EN ÖNEMLİ BÖLÜMÜ OLAN BEYNİN DAHA FAZLA KAPASİTE İLE KULLANILMASINI SAĞLAR…</p>
<p>Nedenler sonuçları belirler. Bir sonuç başka bir sonucun nedenidir.</p>
<p>Satrançta her hamle bir başka hamle veya hamleler dizisinin başlangıcıdır. Hiç bir şeyin tek bir nedeni yoktur.</p>
<p>SATRANÇTA;</p>
<p>Sonuç niteldir…Neden nicel…</p>
<p>Görünen sonuçtur…</p>
<p>DAHİLER NEDENLERİ GÖRENLERDİR….</p>
<p>Çoğu zaman sonuçlardan nedenlere gideriz. Ve keşkelerle dolar hayatımız. Oysa nedenlerin yaratacağı sonuçları düşünebilsek, ve ona göre yaşamımıza yön vermeye çalışsak bu “keşkeler” çok çok azalacaktır.</p>
<p>İşte satranç neden-sonuç ilişkisi kurmamızı sağlayan önemli bir beyinsel faaliyettir…</p>
<p>SATRANÇ;  SPOR OLARAK BAŞLAR, BİLİM OLARAK YAPILIR, SANAT OLARAK DEVAM EDER…</p>
<p>Satranç tahtasındaki figürlerin hareketleri ve bu hareketlerin yaratacağı pozisyonlar, bu pozisyonlardan ulaşılacak sonuçlar… Hepsi neden sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmek zorundadır. Aksi oyunun kaybıdır. Yada KAYBETMEKTİR..</p>
<p>Satranç ta geçerli tüm kurallar hayatta da geçerlidir… Hayatımız büyük bir satranç tahtasıdır…</p>
<p>Şu anda ne olduğumuz geçmişteki tercihlerimizin sonucudur… Ne olacağımız ise bundan sonra yapacağımız seçimlere bağlıdır…</p>
<p>Toplumsal yaşamda az ya da çok tüm bireylerin olumlu ya da olumsuz katkıları, sorumlulukları ve etkileri mevcutsa ve bireysel tutum toplumsal yaşama nicelik noktasında değişim olarak yansıyorsa; aynı durum satranç için de geçerlidir. Şöyle ki; satranç taşlarından hiç birisini oyun kazanırken veya kaybederken sorumluluk – varlık ve etkileri bakımından yok sayamaz ve reddedemeyiz. Çünkü toplumu oluşturan bireyler ve toplumsal yaşama etkileri neyse, takımı oluşturan taşlar ve düşüncenin 64 karede şekillenmesi, somutlaşması da odur.</p>
<p>YAŞAMINIZ BOYUNCA DOĞRU HAMLELER YAPMANIZ DİLEĞİ İLE…</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3000" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
<p>01 Mart 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/03/01/satranc-uzerine-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satranç  Üzerine (3)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/02/20/satranc-uzerine-3/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/02/20/satranc-uzerine-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 16:38:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[Satranç]]></category>
		<category><![CDATA[Sıracettin BİLYAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=3207</guid>
		<description><![CDATA[ANADOLU DA SATRANÇ Kanuni zamanında Seferihisarlı İsmailoğlu Şaban tarafından derlenen el yazmalarında satrancın faydaları ve insana verdiği hazdan söz edilmektedir. Türkiye de satranç faaliyetleri 1936 yılında Ankara, 1943 yılında İstanbul Satranç Kulüplerinin kurulmasıyla başladı. 1954 yılında Dernekler Kanununa göre TSF kuruldu. Ancak 1962 ye kadar yeterli ilgi gösterilmediği için gelişmedi. 1962 yılında TSF FİDE’ye bağlandı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANADOLU DA SATRANÇ</strong></p>
<p>Kanuni zamanında Seferihisarlı İsmailoğlu Şaban tarafından derlenen el yazmalarında satrancın faydaları ve insana verdiği hazdan söz edilmektedir.</p>
<p>Türkiye de satranç faaliyetleri 1936 yılında Ankara, 1943 yılında İstanbul Satranç Kulüplerinin kurulmasıyla başladı.</p>
<p>1954 yılında Dernekler Kanununa göre TSF kuruldu. Ancak 1962 ye kadar yeterli ilgi gösterilmediği için gelişmedi. 1962 yılında TSF FİDE’ye bağlandı. Aynı yıl FİDE tarafından Varna (Bulgaristan) da yapılan 15. Dünya Satranç Olimpiyatlarına katılan Türkiye 42 ülke arasında 37. oldu.</p>
<p>1965 yılında ilk defa düzenlenen Bireysel Satranç Şampiyonasını Sıracettin BİLYAP kazandı.</p>
<p>1991 yılında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı olarak TSF kuruldu. O günden beri de faaliyetlerine kesintisiz devam etmektedir. İlk TSF Başkanı Kahraman OLGAÇ’ tır. Diğer TSF başkanları Emrehan HALICI ve son olarak da halen bu görevde bulunan Ali Nihat YAZICI’dır.</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>SATRANCIN YARARLARI</strong></p>
<p align="left">BEYNİN DAHA FAZLA KAPASİTE İLE KULLANIMINI SAĞLAR.</p>
<p align="left">DÜŞÜNCE DİSİPLİNİN GELİŞMESİNE YARDIMCI OLUR.</p>
<p align="left"><em>BAŞKALARININ DÜŞÜNCESİNE SAYGI DUYMA OLGUNLUĞUNU SAĞLAR. </em></p>
<p align="left"><em> </em></p>
<p align="left"><em>YENİLGİYİ DE GALİBİYETİ DE OLGUN KARŞILAYABİLECEK KİŞİLİK YAPISINA KAVUŞTURUR.</em></p>
<p align="left"><em>DİKKATİ BİR OLAYA YOĞUNLAŞTIRARAK ÇEVRE FAKTÖRÜNDEN ETKİLENMEME ALIŞKANLIĞI KAZANDIRIR.</em></p>
<p align="left">
<p align="left"><em>ZARARLI OYUN VE ALIŞKANLIKLARDAN UZAKLAŞTIRIR.</em></p>
<p align="left">SEÇENEKLERİ DEĞERLENDİREBİLME VE DOĞRU KARARLAR ALABİLME YETENEĞİNİ GELİŞTİRİR.</p>
<p align="left"><em>“DÜŞÜNEN İNSAN, ÜRETEN İNSANDIR” SÖZÜNÜN GERÇEK ANLAMINI ÖĞRETİR.</em></p>
<p align="left">DAVRANIŞLARIN KONTROL EDİLEBİLMESİNİ SAĞLAR.</p>
<p align="left">EL, GÖZ,  KASLAR VE BEYİN ARASINDA DİNAMİK BAĞLANTIYI GELİŞTİRİR.</p>
<p align="left"><em>TOPLUMA DENGELİ VE ÖRNEK BİREYLER KAZANDIRIR.</em></p>
<p align="left">BİREYSEL SORUMLULUK DUYGUSUNU GELİŞTİRİR.</p>
<p align="left">EĞİTİCİ VE REHABİLİTE EDİCİ YANLARI VARDIR.</p>
<p>ŞİDDET DUYGUSUNU AZALTIR.</p>
<p>Jerry Meyers tarafından hazırlanan “Okullarda satranç niçin tercih ediliyor?” araştırması sonucunda hazırladığı makalesinde varmış olduğu sonuçlar aşağıdaki şekilde özetlenmiştir:</p>
<p><strong>“HAYAL ETMEK BİLMEKTEN DAHA ÖNEMLİDİR.” </strong><strong>Diyor Albert EİNSTEİN</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Zihni ve Hayal Kurma Gücünü Geliştirir: </strong><br />
Çocuk oyun boyunca etkin bir düşünme pratiği içindedir. Hamle düşünür, oyun kurgular, nasıl yanıt alacağını hesaplar ve bu canlı süreci oyun sırasında hep yaşar.</p>
<p><strong>Dikkati Geliştirir: </strong><br />
Oyunda yüz yüze kaldığı ve kalacağı pozisyonlar olması nedeniyle, istemediği sonuçlarla karşılaşmamak için dikkatini oyuna ve hamlelere yoğunlaştırmak durumundadır.</p>
<p><strong>Öngörüyü Geliştirir: </strong><br />
Geleceğe dönük, eylemleri ile oluşacak sonuçları hesap etmek durumundadır: “ Eğer bu taşı oynarsam, yeni durumun bana yararı ve zararı ne olacak ?” sorusunu kendisine sorar.</p>
<p><strong>Kapsamlı Düşünmeyi Öğretir, Buluş Yeteneğini Geliştirir: </strong><br />
Satrançta her yeni hamle, aynı zamanda binlerce yeni seçenek ve olasılık demektir. Çocuk tüm satranç tahtasını ya da eylem alanını gözden geçirmek, alacağı her kararın varacağı farklı sonuçlarını hesap etmek ve pek çok hamle seçeneği içinden kendine en uygun olanı bulup seçmek durumundadır.</p>
<p><strong>Sabırlı Olmayı, Ölçülülüğü ve Soğukkanlılığı Öğretir: </strong><br />
Çocuk hareketlerini ya da hamlelerini üstünkörü yapmanın ne gibi sonuçlar doğurduğunu kavrar. Bu nedenle acele karar vermeyip, durumu düşünüp analiz ettikten, birçok kere gözden geçirdikten ve iyice emin olduktan sonra harekete geçecektir.<br />
<strong><br />
</strong><strong>Özgüven Kazandırır: </strong><br />
Düşünen, değerlendiren, cesaretle karar alan, uygulayan ve sonuç alan çocuk kendine güven kazanır. İşlerin kötü gittiği durumlarda hayal kırıklığına uğramamayı öğrenir. Yararlı bir değişiklik olabileceğini bekleme ve yeni çareler arama alışkanlığı edinir.</p>
<p><strong>Kurallara ve rakibe saygılı olmayı öğretir:</strong><br />
Bir oyun olarak satranç, çocuğun ancak kurallara/ilkelere uyması koşuluyla sürebilecektir. Rakibin de bu kurallara uymasını bekler.</p>
<p><strong>Zevk verir ve eğlendirir:</strong><br />
Belki de en önemlisi, çocuğun oyun sürecini zevkle yaşaması ve eğlendiğini duyumsamasıdır.</p>
<p>Davranışları kontrol etmeyi öğretir..</p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3000" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
<p>20 Şubat 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/02/20/satranc-uzerine-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satranç  Üzerine (2)</title>
		<link>http://www.onuncukent.com/2010/02/16/satranc-uzerine-2/</link>
		<comments>http://www.onuncukent.com/2010/02/16/satranc-uzerine-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 21:25:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Şimşek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın KARA]]></category>
		<category><![CDATA[Satrançın tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuncukent.com/?p=3143</guid>
		<description><![CDATA[SATRANCIN TARİHİ Satranç adı Hintçe Catturanga (Katuranj) dan gelir. Anlamı dört cins figürün dört ayrı silahla sunulmasıdır. Bu dört figür konusunda değişik yorumlar yapılmaktadır. Bazılarına göre bu dört figür dört mevsimi simgeler. Bazılarına göre de bu dört figür; hava, toprak, ateş ve suyu temsil eder. Buna göre en kuvvetli taş olan Ferz denilen vezir ateşi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SATRANCIN TARİHİ</strong></p>
<p>Satranç adı Hintçe Catturanga (Katuranj) dan gelir. Anlamı dört cins figürün dört ayrı silahla sunulmasıdır.</p>
<p>Bu dört figür konusunda değişik yorumlar yapılmaktadır.</p>
<p>Bazılarına göre bu dört figür dört mevsimi simgeler.</p>
<p>Bazılarına göre de bu dört figür; hava, toprak, ateş ve suyu temsil eder.</p>
<p>Buna göre en kuvvetli taş olan Ferz denilen vezir ateşi canlandırır, bilgeliği temsil eder.</p>
<p>Kale toprağı, fil havayı, at suyu ve şah da evreni temsil eder.</p>
<p>Yaygın bir kanıya göre Brahman Sisa adında  Hintli bir bilge, boş zamanlarında çok sıkılan Hükmdar Balhait’i hem eğitmek hem de eğlendirmek  amacıyla bir savaş oyunu bulur. Oyunu Hükümdara sunar. Oyunu çok beğenen Hükümdar bilgeyi ödüllendirmek ister… Hükümdarın ısrarına boyun eğmek zorunda kalan bilge “MÜTEVAZİ“ BİR İSTEKTE BULUNUR… 64 kareden oluşan tahta üzerine; ilk kareye 1, ikinci kareye 2, üçüncü  kareye 4 olmak üzere yan yana her kareye bir önceki karenin iki katı kadar buğday tanesi konularak doldurulmasını ister. Bu MÜTEVAZİ İSTEK” karşısında herkes şaşırır… Ama uygulamaya geçtiklerinde bunun hiç de kolay olmadığını hatta mümkün olmadığını görülür…</p>
<p>1913 yılında satranç tarihi yazan Harold James Ruthven <strong>Murray</strong>, satrancın 570 yıllarında Hindistan da oynandığını belirtmiştir.</p>
<p>600 lü yıllarda Hindistan dan  İran’a  7. yüzyılda İran’dan Araplara  ve 8. yüzyılda da Avrupa’ya yayılır.</p>
<p>11. yüzyılda Avrupa’ da Kilise, satrancı İslam Kültürünün bir parçası olarak ilan ederek, oynayanları AFOROZ ETMİŞTİR… Bu yasak yaklaşık 400 yıl sürer…</p>
<p>15. yüzyılda Satranç oyunundaki figürlerin adları  değiştirilerek yasak kaldırılır.</p>
<p>Buna göre;  Vezir – Kraliçe, Fil – Papaz olarak adlandırılır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p><a href="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3000" title="Aydın KARA" src="http://www.onuncukent.com/wp-content/uploads/2010/01/Aydın-KARA.jpg" alt="Aydın KARA" width="92" height="92" /></a></p>
<p>Aydın KARA</p>
<p>16 Şubat 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuncukent.com/2010/02/16/satranc-uzerine-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

