Onuncu Kent

Ebu Suud, Devlet ve Günümüz

Ekim 7, 2010 | Kategori: Hüseyin DEDE

Osmanlı Devleti döneminde fetvalarıyla ve verdiği katli direktifleriyle Kızılbaş, Bektaşi, Çepni, Haydari, Kalenderi ve Işık Taifeleri diye adlandıracağımız Alevi süreklerinin yok edilmesinin altına imza atan şeyhülislamların başında yer almaktadır, Ebu Suud.

Ebu Suud gibi kişilerin dili devleti temsil etmesi bakımında bizlere bakış açısı çizmesi anlamında yol göstermektedir. Söylemlerinin farklı inanç yapısında yer alan insanlara karşı ölümcül ve yaşam alanlarını da yok etmiştir. Ortodoksi anlayışının kendisine benzeştirmek adına yaptığı bütün katliamların haklılığını üretmek zorunda kalması Ortodoks anlayışlarının biricik hedefidir.

Yavuz’la başlayan Kanuni ile çerçevesi tamamlanan “ehl-i sünnet vel cemal” çemberi artık kendisi ve devleti tehdit eden inanç gruplarını ve toplumlarını tırnak içinde “ kâfir, zındık, mulhid, kızılbaş” gibi tanımlamalarla etiketlendirmeyi ehlileştirmeyi veya katli vaciptir belgeleriyle de katliamlarını resmileştirmesidir. Tabii ki bu süreçler Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde de isim ve kişiler değişse de anlayış değişmeyerek yakın tarihimize kadar sürmüştür. Bizleri üzen kendisini laik, demokrat, hukuk devleti olarak tanımlayan ve Cumhuriyet’le yönettiğini ifade eden devlet tarafından aynı şiddet ve katliamların Biz Alevilerin karşılaşması ve yaşamasıdır.

Geçmişten gelen çemberin toplum içinde algılanması devlet eliyle desteklenmiş, günümüz modern toplumunda da televizyonlarda kent imamlarıyla tazelenmiştir. Buna en iyi örnek ise STAR TV de bir dönem sunucusu da olan Güner Ümit’tir. Daha da yakın zamana geldiğimiz vakit zihniyetin aynı şeklide STAR TV de başka bir sunucu tarafından seslendirildiği görülmüştür. Bu şahıs insan kılığında farklı bir bedene bürünmüş cisim midir nedir bilmiyoruz, fakat kafasındaki gericiliği göstermesi açısından şaşılacak derecede benzeşmeler vardır. Biz Alevi insanlarına bu hakareti yapan kişinin isimi pek önemli değildir. Önemli olan olayın vuku bulduğu devlette korunması ve desteklenmesidir. Özellikle de ülkenin gittikçe milliyetçi, liberal ve muhafazakâr bir sürece sürüklenmeye doğru hızla ilerlediği bu dönemde.

Artık Biz Aleviler için milat başlamaktadır. Yol cümleden ulu ise, aileden, geçim derdinden ve değerli şeylerden önce geldiğini yaşam pratikleriyle hayata dönüştürmeliyiz. Alevi örgütleri ve Alevi canları da bu anlamda bedel ödemeyi eylemlikleriyle, toplumsal duruşlarıyla göstermelidirler. Alevi Örgütleri ve Canları kendisini Baba Mansur’un Ene-l Hakk diyen haykırışlarında, Baba İlyas’ın halkça bölüşünde, Pir Sultan’ın kıldan ince, kılıçtan keskin iradesinde, Hace Bektaş’ın aşkında araması aynı zamanda kendisine şiar edinmesi gerekmektedir. Biz Alevilerin başımıza bir şeyler geldiğinde değil, taleplerimizi her gün hasıraltı ediliyor diye irademizi ortaya koyarak yürüyüşe geçmemiz kaçınılmazdır. Yola bent vermemiz, sıdk-ı sadakatle hizmet etmemiz ve bu bedelleri sisteme karşı var etmeliyiz.

Şu kesinlikle düşünülmesin. Aleviler örgütlenemez. Kendisini eşit yurttaşlık taleplerini ifade edemeyecek anlayışının altına girilmesin.  Bir bedel ödenecek ise sabır ve hoşgörü söylemelerini kullanarak yerine getirmeyen, katliamların veya hakaretlerin ardından barıştan, eşitlikten söz ederek balık hafızası durumuna düşen siyasi erkler ve Sünni insanlarının unutkanlığı değil, “ Yol ve Dava Turaptır desturu ile “ çözümlemeleri ile ortaya koyacakları reel pratikleri “ Alevi Gençleri Aşkıyla “ ödeyecektir.

Bu ülkenin zencileri olduğumuzu çok iyi biliyoruz. O yüzden çağdaşsınız, laiksiniz, çimentosunuz, harçsınız gibi ikiyüzlülüğe, yabancılığa hiç gerek yoktur. Fakat şu nokta artık su üstüne çıkmaktadır. Artık Genç Aleviler bu yalanlara aldırmıyor. Hakaret veya aşağılamaları sonrasında da sevgi ve hoşgörü söylemleri de durumu kurtaramamaktadır.

Biz Genç Aleviler İmam Hüseyin iradesini kendimize elzem olarak kabul ederek önümüze rehber biliyoruz. Biz Genç Aleviler yola ve davaya İmam Hüseyin, Şeyh Bedrettin, Seyyit Rıza gibi “ KIZILBAŞ” aşkıyla yürüyoruz. Beynimize ve bedenimize sahip çıkarak “Şalvarı şaltak Osmanlı, eğeri kaltak Osmanlı. Eken de yok, biçen de yok, yiyende ortak Osmanlı” olduğu üzere devlete ve sisteme algılayışımızı bugün itibariyle net olarak ortaya koyarak gelecek açısından eşit yurttaşlık taleplerimizi altını çizerek kalınlaştırarak paylaşmak istiyoruz.

Hüseyin DEDE

Hüseyin Dede

Alevi Kültür Dernekleri Gençlik Hareketi İzmir Platformu

Proje Yürütme Kurulu Üyesi

Yorum Ekle



Yazar Hakkında

Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı, her yönüyle bağımsız, kendi insanları ile barışık bir ülkede yaşama özlemini taşıyan bir yurtsever.

Arşiv Takvimi

Ekim 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl   Kas »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Eski Yazılar