Onuncu Kent

Öyle Bir Eğitim Ki, Eğitim’den Dışarı

Ağustos 4, 2010 | Kategori: Hüseyin DEDE

Türkiye’nin eğitim ve öğretim geçmişi hepimizi ilgilendirmekte, ister istemez yapılan yapılanmaların içeriği incelenmektedir, araştırılmaktadır. Şapkamızı önümüze alarak bu konu hakkında fikirlerimi beyan ederek ve çözümlememi sunacağım. Anadolu da modernleşme tazminat fermanı ile hayat bulmaya başlamıştır. Bunun neticesinde yeniçeri ocağı kaldırılmış, ahi loncaları yıkılmış, serf ve mülkiyet antlaşmaları yapılarak belli bir derebeyi yaratma çabası içine girilerek toplum yaşamında köklü değişikliklere gidilmeye çalışılmıştır. Tabii ki modernleşmenin belli bir sonucu ve bedeli vardır. Hazır olmayan alt yapı ve toplum, kültürel yaşamdaki yozlaşması da beraberinde getirecektir. Sonucunda da yabacılaşma oturtulmaya çalışılan sistemde yer bulacaktır.

Eğitim’in belli bir kutsallığa atfedilmesi bu dönemden itibaren yeni kurulan okullarda yerleşkesini almaya başlayacaktır. Tazminat döneminde ki yapılan bütün yapılanmalar teslimiyet ve bağımlılık anlamında kapatilist sistemin ihtiyaçlarını karşılamak bakımında tam işlev görüyordu. Ulusal hareketlerin Osmanlı topraklarında patlamasıyla balkan savaşları ardından I. Dünya savaşının getirdiği ağır buhranın ardından Ulusal Kurtuluş savaşının verilerek kazanılmasından sonra tazminat’dan sonra aksayan modernleşme yapılanması tam gaz devam ederek esnaf ve küçük işletmeleri ellerinde bulunduran Ermeni, Yahudi ve Gayri Müslimler tehcir edilerek, yerlerine mufazakar kesimli aileler ve kişiler işin başına geçmiştir. Ya da yerleşim yerine yerleştirilerek te belli bir statü kazandırılarak meta dönüşümü sağlanmaya çalışılmış ve bunda da başarılı olunmuştur. Köyler dağılmış, toplumsal birlik dağıtılmış, yeni düzende güç dengeleri el değiştirilmiştir.

Buna en iyi örneklerden birisi de İlk seçilen Meclisi Mebusan Alevi kökenli kişiler hatırı sayılır bir oranda olmasına rağmen ilerleyen yıllarda bu oranlar hızla düşecek, günümüz koşullarına geldiğimizde devlet kadrolarında dahi elle sayılır bir orana tekabül eden duruma denk düşecektir. Bu duruma nasıl gelindi veya şartları nasıl sağlandı? Bu sorular kafalarda imgeler bırakmakta cevaplarını bulmakta gerçekle yüzleşmeyi gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti ulusal kurtuluş savaşını kazanır kazanmaz modernleşme ve medeniyetleşme hareketine tam gaz hayata geçirmeye çalışır. Toplumsal yaşamda dönüşümler olmaya başlar. Cumhuriyet’in İlanı, Harf Devrimi, Şapka Devrimi, Seçme ve Seçilme Hakkı ve buna benzer devrim ve yenilikler hayata geçirilerek küçük burjuva devrimi yapılmaya çalışılmış bunda da belli bir oranda başarılı olunmuştur. Yukarıda izah ettiğim üzere küçük esnaf ve ekonomik güç muhafazakâr kesimin eline geçmeye başlamasıyla eğitim ve öğretim kadroları da yavaş yavaş dönüşüm sağlamaya başlamıştır. Esasen bu dönüşümün en ciddi görüntüsü özelikle 60 yıllar Demokrat Parti döneminde kendisini göstermeye başlamıştır. Köyünde ve ocağında tutarlı şekilde yaşamaya çalışan aileler ve kişiler yaratılan kentsel yaşamla boğulmaya, dağılmaya ve giderek yozlaşarak aile yapıları bozulmaya başlamıştır. Elit kesimin belli bir oranda etkisi olmasına rağmen okullarda eğitim çalışmasının içi boşaltılmaya, Devletin Ortodoksi’yi kutsadığı, Ortodoksi’nin de Devleti kutsadığı biricikleştirme çerçevesinde zihinlerde mutlaklaşması sağlanmıştır. Eğitimin belli bir kesimin elinde bulunmaya başlaması ve tekelleşmesi köyden kentte göçte yabacılaşmasına hatta dışlanmasına kadar denk gelmektedir. Ve bunun sonucunda kentselleşmenin canavarlaşması ile asimilasyona kadar uzayan sürecin zemininde oluşması sağlanmıştır. 60 yıllara kadar gelen şöyle böyle gelen eğitim reformları yenilikçi ve kendisini ilerici olarak tanımlıyordu. Esasen ilerici ve reformcu kadroların geleceği kuruyoruz dedikleri gelecek ellerinin altından kaymaktadır. Bundan sonraki Eğitim Şuraları toplantıları dar çerçeve de içinde gittikçe boşaltılmakta müfredatlar ders sıkışıklığı ve konuların yüzeyselliğiyle dar kapsamda kalmaktadır. Felsefe dersi sadece lise döneminde eklenmesine uygun görülmüş, fakat bunun yanında zorunlu din dersi şart koşularak devletçi bir sunni hanefi inancı gittikçe yerleştirilmektedir. Ders kitapları milliyetçiliğin en üst tavanda ter bularak her biri asker öğrenciler yetiştirilmekte en iyisini devlet bilmekte ve tabii ki asker bilmektedir. Artık eğitim ve öğretim, eğitim ve öğretim olmaktan dışarı, tabulaşmış, mutlaklaşmış, yeteneksiz ve tüketen bir kuşak oluşturulmuştur.

Her türlü eşitlikçi ve bilimsel istekler gözden kaçırılmış, ötekileştirilerek etiketlendirilmiştir. Modernleşme ve kentselleşme sanayileşme ile zorunlu olarak kaçınılmaz bir durum almıştır. Fakat bunu oluşturan alt ve üst yapının hazır olduğu vakit yozlaşmanın ve bozulmanın en asgari düzeyde olacağı da gözden kaçırılmaması bir durumdur. Hem eğitim yönünde bilimsel çalışmalara yönelik yönelişlerin olmaması esasen bunun da çıkarcı ve merkezi ademiyetçi çizginin devamından yana çıkarı olan ideolojilerin yadsınamaz engelleyici çabası vardır. Eğitim ve öğretim kültürü, düzeyi Türkiye’den epeyce uzakta durmaktadır. Çünkü felsefe ve mantık dersleri iki saatte verilerek hangi demokratik ülkenin kalkınması sağlanabilinir. Veya günümüz koşullarında kamu eğitiminin ücretsiz olarak öncüllü verilmesi gerekirsen hala özel dersane üretilmesine amansızca katkı sunularak kapalist sistemin en ağır şartları ülkemizde oluşturmaktadır. Yeteneğin ve özgür gelişimin önde kurgulanması gerekirsen hala sınavla özgüven yoksunu gençler yetiştirilmekte, düşünmelerine ve düşün üretmelerine fırsat verilmemektedir. Çünkü hayal edilen her zaman yönetilebilinir ve yığınlaştırabilinir güruh zihniyetidir.

Eğer ki eğitim şuralarından geleceğe yönelik hamleler beklenmesi gerekiyorsa ilk önce eğitimin tamamen kamulaşması bununla birlikte kamu eğitiminin çıtasının yükseltilmesi, özel dersanelerin kalkması, öğretmen yetiştirme kurumlarının yeniden revize edilerek düzenlenmesi, ders müfredatlarının geniş bir zaman dilimine yayılması, bilim ve beşeri derslerinin etken şekilde yer verilmesi ( matematik, mantık, felsefe, fizik vb.).  Bunun yanında eğitim çalışmalarının örgün öğretimle desteklenmesi toplumsal bütünlüğün her kesiminin yabacılaşmasının önüne geçilerek dayanışmanın kuvvetlenmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak geçmişten gelen tekleştirmeci, şovenist kutsayıcı dilin kırılmadığı sürece güçlünün güçsüzü hırpaladığı ve hala neden modernleşemedik ya da teknoloji tüketicisiyiz diye buhranlı arabesk vari kadercilik halimiz devam eder.

Eğitim bundan sonraki yaşamımızda ya içeri girecek ya da biricikliğin arzusuyla dışarı da duracak. Karar bilimden eğitim ve öğretim görmek isteyen bütün insanların. Çocuklarımızın boş gözlerle büyümesini istemiyorsak, gözlerini uyandıralım gelecekle.

Hüseyin DEDE

Hüseyin DEDE

08 Mayıs 2010

Yorum Ekle



Yazar Hakkında

Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı, her yönüyle bağımsız, kendi insanları ile barışık bir ülkede yaşama özlemini taşıyan bir yurtsever.

Arşiv Takvimi

Ağustos 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem   Eyl »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Eski Yazılar